menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Herkes mutlu olsun: Pluribus, aile ve farklılığın sonu

13 0
01.10.2026

Bir sabah uyanıyorsunuz ve dünyada artık kimse mutsuz değil.

Savaş yok. Yalnızlık yok. Kıskançlık yok. İnsanlar birbirlerini incitmiyor. Kimse kimseye yalan söylemiyor. Herkes birbirinin neye ihtiyacı olduğunu biliyor. Birinin canı bir şey çekiyorsa, başka biri onu çoktan hazırlamış oluyor. Kimse aç değil, kimse dışlanmış değil.

Ve siz bütün bunlara rağmen dehşete kapılıyorsunuz. Pluribus‘un asıl korkusu burada başlıyor. Çünkü bu dünyada kötülük ortadan kaldırılmış gibi görünürken, insanın başına gelebilecek en tuhaf şey gerçekleşiyor: Artık hiçbir şeyi istememeye başlıyorsunuz.

Dizinin dünyasında insanlık ortak bir bilinçte birleşmiş durumda. Bireyler hâlâ oradalar, yüzleri, bedenleri, alışkanlıkları devam ediyor; ama onları birbirlerinden ayıran o eski duvar artık yok. Birinin zihninde olan diğerinin de zihninde. Birinin arzusu ötekinin arzusu. Birinin bilgisi herkesin bilgisi. İlk bakışta bu bir ütopya gibi. Sonra biraz düşününce cehennem olduğunu fark ediyoruz. Ama neden? Çünkü belki de insanı insan yapan şey, sandığımız gibi mutluluk değildir. Eksikliktir. Ve eksiklik, bizim modern dünyada hiç sevmediğimiz bir kelimedir. Her şeyi tamamlamak istiyoruz. Yaralar iyileşsin, yalnızlık bitsin, travmalar çözülsün, ilişkiler doğru kurulsun, bedenimiz istediğimiz hale gelsin, kariyerimiz yoluna girsin, doğru insanı bulalım, doğru hayatı yaşayalım.

Sonra bir gün bütün bunların gerçekleştiğini düşünün. Geride ne kalır? Pluribus‘un asıl rahatsız edici sorusu budur.

Mutlu olmak neden bir emir haline geldi?

Belki mutluluk o kadar da masum bir hedef değildir. Çünkü mutluluk yalnızca bir duygu değildir. Bazen bir emirdir. Mutlu ol! Modern dünyanın belki de en acımasız emirlerinden biri.

Üstelik “Mutlu ol!”emrinin kötü tarafı, mutsuz olduğunuzda size yalnızca mutsuz olduğunuzu söylememesidir. Size bir de başarısız olduğunuzu söyler. Neden hâlâ mutsuzsun? Neyi yanlış yapıyorsun? Biraz kendine yatırım yap. Biraz olumlu düşün. Biraz değiş. Biraz daha kendin ol. Pluribus bu emri son sınırına kadar götürüyor. Dizide artık yalnızca mutlu olmanız istenmiyor. Mutlu olmanız sağlanıyor. Aradaki fark çok önemli. Çünkü zorla mutlu edilmek, mutsuz bırakılmaktan daha tuhaf bir iktidar biçimi olabilir.  Kimse size bağırmıyor.  Kimse sizi hapse atmıyor. Kimse sizi tehdit etmiyor. Tam tersine, herkes size yardım etmek istiyor.

İşte dizinin en ürkütücü tarafı bu nezaket. Cehennem bağırmıyor. Cehennem bazen size çay getiriyor.

Tam burada dizinin dünyasıyla Türkiye’deki aile söylemi arasında bir benzerlik aramak mümkün; fakat bu benzerlik doğrudan bir özdeşlik değil. Türkiye’de 2025 yılı resmi olarak “Aile Yılı” ilan edildi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2026 bütçe sunumunda “aile dostu bir ekosistem” anlayışından ve aileyi güçlü toplumun temeli olarak gören bir yaklaşımdan söz edildi. Aynı çerçevenin 2026-2035 döneminde “Aile ve Nüfus 10 Yılı” kapsamında sürdürülmesi öngörüldü. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ailenin kendisiyle aileyi bir toplumsal norm olarak kuran söylemi birbirinden ayırmaktır. Çünkü aile elbette bakımın, dayanışmanın, sevginin ve ekonomik paylaşımın alanı olabilir. Ama “aile” dediğimizde yalnızca insanların birbirine bakmasını değil, bazen hangi hayat biçiminin makbul, hangisinin eksik, hangisinin sorunlu kabul edildiğini de konuşmaya başlarız. Sorun aile değildir. Sorun, ailenin bir norm haline geldiği anda farklı hayat biçimlerinin ne olduğudur. İşte Pluribus burada bize beklenmedik bir düşünme aracı veriyor.

Herkes aynı şeyi istiyorsa aileye ne gerek var?

Pluribus’un ortak bilincinde herkes zaten birbirine bağlıdır. Herkes diğerinin ihtiyacını bilir. Herkes diğerini düşünür. Herkes bakım verir. Herkes birbirinin mutluluğuyla ilgilenir. Bu açıdan bakıldığında ortak bilinç, ailenin vaat ettiği şeyin teknolojik bir kabus versiyonuna benzer: kimsenin yalnız kalmadığı bir dünya.........

© marksist.org