Meclis Çözüm Komisyonu Raporu ve barış ihtimalleri
Hem çözüm sürecine hem de AKP’nin içinde olduğu herhangi bir süreçten hayırlı bir iş çıkabilme ihtimaline asla prim vermeyenler; ulusalcılar, Kürtlere yönelik genetik ve varoluşsal bir düşmanlığa sahip olanlar ve sosyal şovenistler elbette gelişmeleri önemsizleştirmek için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Bu zaten çözüm sürecinin en başından beri süregelen bir durum. En önemli sorun; süreci sahiplenip Kürtlerin bu süreçten en büyük kazanımla çıkması için çabalayanların değil, sürece karşı olanların ve Kürtlerin en temel haklarını kazanma ihtimalini taşıyan bir virajın alınmasına “ölüm kalım meselesiymiş” gibi karşı çıkan odakların sesinin daima çok daha gür çıkmasıdır.
Terörsüz Türkiye mi demokratik Türkiye mi?
Bunda, raporda da yansımalarını net bir şekilde gördüğümüz gibi iktidar bloğunun, özellikle de AKP’nin çözüm sürecini sadece bir “terör sorunu çözümüne” indirgemiş olması belirleyici etken oldu. Raporda Kürt sorununun tarihsel boyutuna adı verilmeden değinilen tek yer “Meselenin güvenlikle sınırlı bir alan olmanın ötesinde çok katmanlı ve çok yönlü olduğundan hareketle kalıcı çözüm, kök sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır.” vurgusunun yapıldığı 27. sayfadır. Adı tam olarak anılmayan Kürt sorununun çözümü, somut olarak ne anlama geldiğini tam olarak bulamadığımız “Sorunların kalıcı çözümü için eşitlik, demokratik katılım, yerel kalkınma, kültürel saygı ve sosyal adalet gibi alanlarda atılacak adımlar, kardeşliği güçlendiren ve ayrıştırıcı senaryoları boşa düşüren zeminleri üretecektir” yaklaşımıyla çözülecek gibi görünüyor. Oysa Kürt sorunu siyasal bir sorundur ve siyasal bir zeminde siyasal adımlar atarak çözülmelidir.
İktidar bloğu, başından itibaren süreci sadece bir örgütün silahsızlandırması meselesine indirgedi. Komisyon raporunda 35’ten fazla kez terör, terörün, terörist kelimeleri geçiyor. Örgütün silahsızlanması dışındaki bütün tartışmaları sürekli olarak geri plana itiyor olmaları, şüphe tohumları ekenlere fırsat verdi. Abdullah Öcalan’ın “darbe mekaniği” diye anlattığı odaklar, iktidarın bu tutumu ve süreci sadece PKK’nın silahsızlandırılması olarak tanımlaması nedeniyle arayıp da bulamadıkları fırsatı ellerine geçirmiş oldular. Böylece tarihi bir adım olan rapor, bir dizi önemli öğeyi barındırmasına rağmen heyecansız bir şekilde karşılandı. Kürt meselesinin çözümü yönünde açığa çıkan bu türden çarpıcı gelişmelerin heyecansız bir şekilde ele alındığı ikinci örnek bu. Bu açıdan, ilk örnek çok çarpıcı dersler barındırıyordu. 2014 yılında Dolmabahçe’de yapılan devlet, iktidar ve İmralı heyetinin yaptığı açıklamaydı. O açıklama tarihi önemdeydi. Ama sanki başbakanlık ofisinden haftada bir Kürt sorununun çözümüne dair Öcalan’ın tezleri ilan edilirmiş gibi bir tepkisizlikle, sıradanlaştırmayla karşılaşmıştı Dolmabahçe açıklaması. Şimdi de öyle. Irkçılar, milliyetçiler, ulusalcılar, ana muhalefet, iktidar, demokratlar ‘PKK silah bıraksın’ diye demediklerini bırakmamışlardı. Açıklamalar, imza kampanyaları, meclis konuşmaları, köşe yazıları, örgüt bildirileriyle örgütün silah bırakması için çağrı yapanlar örgütün silahlı mücadeleye veda ettiğini açıklaması ve silahlı mücadeleyi sonlandıracak bir süreç dinamiğini en hafif tabiriyle hayal kırıklığı yaşayarak, bazen de öfkeyle değerlendirdiler.
Demokratik siyasal mücadeleye giriş
Raporun “yetersizliğine” çok daha kuvvetli ve ağır bir vurgu yaparak, sloganı duyan ulusalcıların ve nasyonal sosyalistlerin yaşayacağı ağır buhranlara da doktorların henüz çare bulamadığını hatırlatarak “yetersiz, çok yetersiz, kesinlikle yetmez ama evet” dememiz gerekir. Böylece Kürt halkının bir tarafı olduğu bu sürecin batıda halk kitleleri, en başta örgütlü işçi sınıfı tarafından sahiplenilmesi için hızla tartışmaya başlamak zorundayız. Sürecin bir kutbu olan Kürtlerin kabul ettiği bu rapor, geri kalan bütün sol muhalefetin nasıl destek verebileceğini tartışması gereken ‘tartışma ve mücadeleye giriş için bir “uzlaşma” zemini’ olarak görülmelidir. Burada Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve İmralı heyetiyle kamuoyuyla paylaştığı mesajı hatırlamakta fayda var. Öcalan, silahlı mücadelenin taktiksel olarak değil stratejik olarak ve bir daha geri dönmezcesine sona erdiğini açıklamıştı. Zaman, İmralı’nın sözünün arkasında kararlılıkla durduğunu gösteriyor. Nitekim, onaylanan rapora dair tartışmalar devam ederken Dem Parti İmralı heyeti Öcalan’ın görüşlerini aktardı. 18 Şubat’ta yapılan açıklamada Öcalan şunları söylüyor:
Bizim meselemizin bir güvenlik boyutu vardır, fakat ondan daha geniş kapsamda siyasi bir boyutu vardır. Çünkü biz siyaset yapacağız. Silah ve şiddet terk edilmiştir. Müthiş bir demokratik siyaset yürüteceğiz. Toplumumuzun ekmek ve su kadar buna ihtiyacı var. Her şey güvenliğe boğulmamalıdır. Güvenlik siyaseti, siyaset de güvenliği esas almalı. Biz siyasi bir topluluk olacağız: Demokratik siyaset topluluğu. Kürtlerin birliği meselesinde gerek Kürtlerin kendi içinde gerek parçalı Kürtlerin kendi aralarındaki ilişki biçimine benim önerim ‘Demokratik Birlik’tir. Bu, ayrı bir devlet değil, kapsamlı bir demokratik yönetim ilkesidir”
Sürecin “şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyasete ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücünü” kanıtladığını söyleyen Öcalan, bir dizi önemli uyarı da yapıyor. Öncelikle “’Terörü tasfiye’ mantığıyla yaklaşan bir siyaset çözümü değil, çözümsüzlüğü ifade eder” diyerek, meselesinin örgütün silahsızlandırılmasından ve tasfiyesinden çok daha büyük bir boyuta sahip olduğunu tartışıyor. Bu........
