menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Allah Müslümanlara Neden Yardım Etmiyor?”

7 0
10.03.2026

“Allah Müslümanlara Neden Yardım Etmiyor?”

Muhammed Zahir Yıldız

Bugün İslam dünyasının dört bir yanından yükselen feryatlar, yıkılan şehirler ve çaresiz kalan milyonlar, zihinlerde hep aynı yakıcı soruyu doğuruyor: "Allah bize neden yardım etmiyor?" Şüphesiz ki Allah, müminlerin velisidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkaracağını vaat etmiştir. Tarih, bu ilahi yardımın tecelli ettiği sahnelerle doludur. Bedir’de meleklerin saf tuttuğu, Hendek’te rüzgârın düşmanı savurduğu, Huneyn’de kalplere sekinet indiği o kutlu anlar, "gaybi yardımın" somut nişaneleridir. Peki, bugün neden semanın kapıları üzerimize kapalı gibi görünüyor? Neden mazlumun ahı arşı titretirken imdat gelmiyor?

Bu sorunun cevabı, 1967’deki ağır mağlubiyetin ardından Lübnanlı bir Allah dostunun verdiği o hikmetli cevapta saklıdır. Halk perişan halde sorar: "Kurban, Allah bize neden yardım etmedi?" Şeyh Efendi, halkın anlayacağı bir dille hakikati şöyle ifade eder; "Allah, gaybi ordularını aslında yeryüzüne gönderdi. Ancak ordu aşağı indiğinde; hangi tarafın Müslüman, hangi tarafın Müslüman olmadığını ayırt edemediği için geri döndü!"

Bu ironik cevap, aslında içler acısı halimizin bir aynasıdır. Müslümanlık bir isimden, İslam ise bir etiketten ibaret kalmıştır. İslam şairi Mehmet Akif Ersoy, bu acı kopuşu şu mısralarla feryat eder:

"Müslümanlık denilen ruh-u ilahi arasak, Müslümanız diyen insan yığınından pek uzak."

Muhammed İkbal de aynı dertle yanarak, "Kaç bu Müslümanlardan, sığın Müslümanlığa!" diye seslenir. Eğer Müslüman’ın kalbi ile Rabbi arasındaki rabıta kopmuşsa, ruh dünyası dünyevileşmişse ve uhuvvet (kardeşlik) bağları paramparça olmuşsa; göklerin yardımını beklemek sadece bir teselli oyunudur. Birbirini sevmeyen, birbirinin kuyusunu kazan bir coğrafyayı düşmanları neden ciddiye alsın?

Tarihçi Vakidi, muazzam bir ibret levhası anlatır: 30 bin kişilik İslam ordusu, 150 bin kişilik devasa bir Bizans-Ermeni ordusuyla karşı karşıya gelir. Üç gün süren müzakereler sırasında Bizans casusları İslam karargâhına sızar. Gördüklerini krallarına şöyle rapor ederler: "Vallahi, Tanrı onlara yardım edecek! Çünkü gördüğüm bu askerler gece sabaha kadar namaz kılıp dua ediyorlar, gündüzün kavurucu sıcağında ise oruç tutuyorlar." Neticede çıkan savaşta Müslümanlar galip gelmişlerdi. Düşman dahi yardımın hak edildiğini dışarıdan bakınca görebiliyordu; ya biz bugün kendimize baktığımızda ne görüyoruz?

İslam coğrafyasına giydirilen "ulus devlet" deli gömleği, bizde ne erdem ne de ümmet bilinci bıraktı. Emperyalist güçler orta doğudan çekilirken, yerlerine sadakatle secde eden uşak ruhlu idareciler ve aramıza kalın duvarlar bıraktılar. Bir asırdır birbirimizi yemekle, mezhep savaşlarıyla ve ırki taassuplarla meşgulüz. Öyle bir hale geldik ki, bir yerde Müslümanlar katledilirken, sırf mezhebi farklı diye öteki tarafta sevinen bedbahtlar türedi.

Oysa Müslüman, mazlumun dinini, ırkını, mezhebini sormaz. Bizim medeniyetimiz, Bizans’a karşı mağlup olan Mecusi Perslere değil, Kitap ehli olan Rumlara üzülen ve onlar galip gelince sevinen (Rum Suresi) bir inceliğin varisidir. Mazlum kim olursa olsun onun yanında durmak, Müslümanlığın şiarıdır.

Netice itibarıyla; Allah’ın yardımı bedava değildir, bir bedel ve liyakat ister. Rabbimizden, biz tam layık olmasak da lütfuyla bizi doğrultmasını, kalplerimizi birbirine ısındırmasını ve bizi yeniden "yardımına layık kullar" eylemesini niyaz ediyoruz.


© Mardin Life