menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Senelik Borç

23 0
11.03.2026

İstanbul Müftü Yardımcısı iken müftü Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı Beyle makamında sohbet esnasında bana, “Recep Beyciğim! Yıkıcı ve tahrip edici tabiat olayları, gazâb-ı ilâhînin bir tezahürüdür.” demişti. Çocukluğumuzda bilhassa Ramazan ayında herkes zekâttan ve fitreden bahsederdi. Yani İslâmın bu şartına çok önem verilirdi. Bunun yanısıra çiftçiler tarafından mahsüllerin uşurünün verilmesi de ihmal edilmezdi. Ne yazık ki gerek dînî bilgi eksikliğinden gerekse cimrilikten zekât ve uşur pek fazla verilmemekte ve böylece fakirin hakkı gözetilmemektedir.

İslâmiyetin beş şartından biri olan zekât vermek, hicretin ikinci yarısında Ramazan ayında farz oldu. Zekâtın farzı birdir. Her müslümanın tam mülkü olan nisab miktarındaki zekât malının belli zamanda, belli miktarını, zekât niyeti ile ayırıp, emr edilen müslümanlara vermektir. Tam mülk, helal yoldan gelip, kullanması mümkün ve helal olan öz malı demektir. Vakıf malı, kimsenin mülkü değildir.

Resûlullah efendimiz, “Zekâtı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır” buyurup, şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu: “Hak teâlânın ihsan........

© Maraş Gündem