“Flamenko: Susturulanların Yazdığı Tarih”
Sevilla’da bir sahnede başlıyor her şey. Yanık bir ses, ağır bir ritim, yere kararlılıkla vuran ayaklar…
Buna flamenko diyorlar ama ben izlerken bunun bir dans mı yoksa tarihin bedene sinmiş bir hafızası mı olduğundan emin olamıyorum…
Endülüs, yaklaşık sekiz yüz yıl boyunca sadece bir devlet değildi. Müslümanların, Yahudilerin ve Hristiyanların aynı şehirlerde ilmi, sanatı ve gündelik hayatı paylaşabildiği bir medeniyet tecrübesiydi. Bu topraklar bir zamanlar birlikte yaşamanın mümkün olduğuna dair canlı bir örnekti…
Sonra Kastilyalılar geldi. Savaşın sonuna gelinmişti, güç dengesi bozulmuştu. Endülüs Kralı’na yaklaşık dört yüz maddelik bir anlaşma sunuldu. Metin kağıt üzerinde “demokratikti”. İnanca karışmama vardı, özgürlük vardı, kimsenin malına, canına, camisine, kilisesine dokunulmayacaktı. Her şey güvence altındaydı, en azından metinde öyle yazıyordu…
Endülüs Kralı bu protokolü imzaladı. Zayıflığı, vizyonsuzluğu, eğlenceye dalmış hali ve karşı tarafın sözlerine fazla inanmasıyla…
Belki de altın karşılığında bir medeniyetin anahtarını teslim etti. O imza atıldığında sadece bir anlaşma değil, sekiz yüz yıllık bir emanet de........
