DOĞA ŞEHİRLERE Mİ, ŞEHİRLER DOĞAYA MI UYARLANMALI?
Şehirlerden önce ormanlar vardı. Şehirlerden önce Gediz’in suları akıyordu. Spil Dağı’nın eteklerinde binlerce canlı, toprağın doğal döngüsü içinde yaşamını sürdürüyor. Meyve ağaçları, böcekler, kuşlar ve karıncalar bu coğrafyanın gerçek sahipleri olarak varlıklarını koruyordu. Hiç kuşkusuz insan, doğanın efendisi değil; onun bir parçasıydı. Kapitalist kentleşme ve sanayiyle gelişme anlayışı, bu ilişkiyi tersine çevirdi. Kapitalizmin çeşitli argümanlar kullanarak, doğayı korunması gereken ortak yaşam alanı olmaktan çıkarma mücadelesini veriyor. Ağaçları kesip, yapay ağaç üretip satıyor. Akarsuları kirletip, özelleştirdiği kaynakları şişeleyerek satıyor. Yeşil alanlara daha çok bina sığdırma planları yapıyor. Tarımdada daha erken ve daha fazla hasat için kimyasal ilaçlar üretip, satarak toprakları zehirliyor. Haliyle, doğanın ekolojik dengesi, insanlar sağlığı bozuluyor. Bugün yaşadığımız çevre krizinin temelinde de bu anlayış yatmaktadır. Ülkeler, şehir planlamasını; insanı, doğayı ve kamusal yaşamı esas alan bir anlayışla değil, imar rantını büyüten politikalarla şekillendirildi. Tarım arazileri imara açarak gelişmezler. Ormanlar kesildikçe ülke çölleşir, sular kirletildikçe biyolojik çeşitlilik – ekolojik denge yok olur. Toprak çölleştikçe tarım ve hayvancılık ortadan kalkar.Sonrasında oluşan felaketleri, kuraklık, aşırı sıcaklar ve hava kirliliği “doğal afetler” olarak tanımlanmaya başlanır.Oysa bunların önemli bir bölümü doğanın değil, yanlış şehircilik politikalarının sonucudur. Elbette üretim önemlidir. Elbette istihdam gereklidir. Üretim, toprağı tüketerek; istihdam, yaşam alanlarını yok ederek sürdürülemez. Organize Sanayi Bölgesi’nin genişlemesi yalnızca ekonomik büyüme üzerinden değerlendirilmemelidir. Bu büyümenin Gediz Havzası’na, yer altı sularına, hava kalitesine, tarım alanlarına ve kent yaşamına etkileri de aynı ciddiyetle ele alınmalıdır. Kalkınma, gelecek kuşakların yaşam hakkını elinden alıyorsa, buna kalkınma değil; yaşamı tüketme denir. Betonlaşmanın Sorunları Bugün Manisa’nın yaşadığı trafik yoğunluğu, otopark yetersizliği, altyapı sorunları ve çarpık yapılaşma birbirinden bağımsız değildir. Bir mahallede nüfus artarken yollar aynı kalıyorsa… Yüzlerce daire yapılırken otoparklar başka amaçlarla kullanılıyorsa…........
