Kültürümüz Kime Emanet?
Kültür, yalnızca öğrenilen bir şey değil; birlikte yaşanan, zamanla içselleşen ve çoğu zaman fark edilmeden aktarılan bir birikimdir. Bir davranışın nasıl yapıldığı kadar, neden öyle yapıldığını da hissettiren; sözün tonunda, bakışın inceliğinde, gündelik hayatın ritminde kendine yer bulan bir bütünlük… Kültür, anlatılmaktan çok yaşanır, gösterilmekten çok hissedilir.
Uzun süre bu aktarımın en güçlü zemini aileydi. Aynı sofraya oturmak, aynı dili duymak, aynı tepkileri görmek; yalnızca bir arada bulunmak değil, aynı anlam dünyasını paylaşmaktı. Çocuk, neyin önemli olduğunu çoğu zaman kendisine söylenenden değil, evin içinde tekrar eden ufak davranışlardan öğrenirdi. Bir sözün nasıl söylendiği, bir büyüğe nasıl hitap edildiği, bir hatanın nasıl karşılandığı… Bunların her biri, fark edilmeden aktarılan, kültürün parçalarıydı.
Bugün ise bu aktarımın biçimi sessizce değişiyor. Kültür halaaktarılıyor; fakat taşıyıcısı giderek aileden, ilişkilerden çok ekranlara kayıyor. Görülen şey artıyor, fakat birlikte yaşanan azalıyor. Bilgi çoğalıyor, içerik çeşitleniyor; ancak bu zenginlik her zaman derinliğe karşılık gelmiyor. Çünkü kültür yalnızca neyin bilindiğiyle değil, nasıl yaşandığıyla ilgili bir alan.
Ekranlar, çok kısa sürede çok fazla şeyi gösterebiliyor. Farklı hayatlar, farklı alışkanlıklar, farklı üsluplar sürekli görünür hale geliyor. Bu durum bir belirsizlik üretiyor. Çünkü kültür, yalnızca seçeneklerin artmasıyla değil, anlamın yerleşmesiyle oluşur. Sürekli değişen görüntüler arasında, hangi davranışın neden değerli olduğu giderek anlamsız hale geliyor.
Gündelik hayatın dışında, hepimizin elindeki ve evlerin........
