Hakikatin bileşenleri
Allah insana gerçeği anlamak için iki göz ve iki bileşen bahşetmiş. Bu gözlerden birisi kitab-ı mestur yani satırlara dökülmüş ve tomarlara dürülmüş kitaptır. Kur’an bu kitabı temsil eder. Diğeri de kitab-ı menşur yani açılmış-saçılmış, mensur kainat kitabıdır. İkisi birbiriyle düet halindedir. Dolayısıyla birine yabancılaşmak diğeri karşısında körelmek olur. Mısırlı merhum Muhammed Gazali’nin (ölümü1996) ifadesiyle hayata çift gözle bakmak gerçeği yakalamak ve ona çifte dikiş atmaya benzer. Gözlerden gözelerden birisi bizzat Kur’an-ı Kerim’dir. İkincisi de serpilmiş olan kainat kitabıdır. Muhammed Gazali Müslümanların kevni ilimleri (kozmolojik) ihmalini tökezlemelerinin temel nedeni sayar (Mehavir el meşru u’l fikri leda eş Şeyh Muhammed El-Gazali, s: 58). Kevni-kozmolojik bilimlere sathi nazarlarla bakmanın yanlışlığına işaret eder. Hakiki dindarlık, hakiki ilimlerle buluşmasıyla imkan dairesine girer. Dindarlık ve ilim yoldaştır. İkisinin kaynaşması ile hakikat tecelli eder. İki göz birbirinden asla ayrılamaz. Ayrıldığı takdirde halel ve kusur tevellüt eder. Kainat ve kosmos ayetleri Allah’ın manzur ve menşur (serilmiş, serpilmiş) kitabını temsil etmektedir. Kur’an ise satırlara dökülmüş (mestur)kitaptır. Muhammed Gazali bu hususta şunları söylemektedir: “ İlme yabancılaşan, fikirden uzaklaşan, hayatla barışık olmayan her dindarlık beka ve kalıcılık vasfını ve dayanaklarını kaybetmiş demektir. Kainatla bağlantısını kaybetmiş bir dindarlık çıkmaz bir sokağı temsil eder. Dünyada sıfırı temsil eden kişi ahirette de sıfırla tartılır.” Allah ancak bilim vasıtasıyla anlaşılır ve bilinir. Allah’in zatı olmasa bile sıfatları ancak bilim vasıtasıyla anlaşılır.
Hakikat çift kanatlıdır veya eskilerin tabiriyle zülcenaheyndir. Hakikat ancak bu iki kanat üzerinde uçar. Bunlardan birisinin kırık olması take off yani kalkış pozisyonunu engeller ve tek kanatla yere çakılır. Muhammed Gazali, Müslümanların müspet ilimleri ihmal ederek geriye düştüklerini ve jeoloji gibi yer bilimlerini bilmeyenlerin dini gerçek anlamda anlayamayacaklarını ve dolayısıyla sağlıklı temsil edemeyeceklerini öngörür. İmam Gazali’nin mantık ilmini bilmeyenlerin ilmine itibar edilmez sözünü kevni ilimlere de tamim ve teşmil etmek gerekir. İslam’ı temsil eden kimselerin veya ilim adamlarının en azından kifayet derecesinde ötekine de muttali olmaları beklenir. Yoksa gözlerden birisi körelir. Alanlardan birisine yabancılaşmak diğerinde de kusura neden olur. Denge kaybolur.
İmam-ı Gazalî “Astronomi bilmeyen biri, Allah’ın varlığını ve kudretini sezemez, anlayamaz” diyor. Mevlânâ “Akıl, Allah’ın gölgesidir” der. Allah, akıldan daha kıymetli bir şey yaratmamış buyurur. Fen ilimlerinde ittifak etmiş bilim adamlarının keşifleri, Kur’ân veya hadislerle çatışmaz. Bediüzzaman, “Mehâsin-i medeniyet [medeniyetin güzellikleri] denilen emirler, şeriatın başka şekle çevrilmiş birer meselesidir” diyor. Tabir caizse bunlar şeriat-ı kevniyedir. Kozmolojik şeriattır.
Akli ilimlerle nakli ilimlerin münasebetine de Bediüzzaman şöyle temas etmektedir: “
“Aklın nuru funun-u medeniyedir (fen bilimleridir) ; vicdanın ziyası (ışığı) ulumu diniyedir (din ilimleridir). İkisinin imtizacıyla (birleşmesiyle) hakikat tecellî eder (ortaya çıkar). O iki cenah (kanat) ile talebenin himmeti (gayreti) pervaz eder(kanatlanır). İftirak ettikleri (ayrıldıkları) vakit birinden taassup, diğerinden hile ve şüphe tevellüd eder(doğar).”
Demek ki hakikatin bileşenleri dini ve fenni ilimlerdir. Bunlardan birisinin eksikliğiyle hakikat öksüz veya yetim kalır.
