Türküler ve Tekkeler
Mûsikî denilen nutk-ı ilâhî
Bir coşkun denizmiş nâmütenâhi..
İlk olarak yarım yüzyıla yakın bir zamandan beri yazdığım/söylediğin üç cümle ile yazımıza başlayalım:
Medeniyetimizin sacayağında üç ana konu vardır: İlim ve irfan, Fikir ve felsefe, Güzel sanatlar.
Medeniyetimizin güzel sanatlar fakültesi dergâhlardır.
Medeniyetimizin temel kurumlarından biri olan dergâhlarda üretilen ve insanlığa sunulan kültüre âşina olmadan kültür/hars dünyamızın unsurlarını tam olarak idrak etmek ve özümsemek mümkün değildir
İkinci olarak şöyle bir genelleme yapalım: İlim, felsefe ve sanat insanoğlunun kabiliyetlerini geliştiren, güzelleştiren, derinleştiren faaliyet alanlarıdır. Bu sahalarda cevelan etme ve eser verme kabiliyetinde olanlar farklı alanlarda insanlığa ışık tutan, gönül dantelini dokumada ona yardımcı olan yadigârlar bırakmışlardır. Bunlara şimdilik Dünya klasikleri diyelim. Hangi konu ve hangi dilde olursa olsun bu klasikler sekiz milyarın miri malıdır. Allah o eserleri ortaya koyanları bizim için üstün bir kabiliyetle yaratmıştır. Eserleriyle bizim aklımıza, fikrimize, gönlümüze ufuk vermişler, kıyamete kadar da vereceklerdir. Şüphesiz bu alanların en tesirli ve etkili olanlarından biri de -perilerin, meleklerin dili anlamına gelen- mûsikîdir. Bilmediğimiz bir dil ile yazılmış bir kitabı okuyup anlamamız mümkün değildir. Ama bilmediğiniz bir dil ile bestelenmiş bir eser gönlünüzün kalelerini fethedebilir. Onun için şu cümleyi kurma hakkımız vardır: Mûsikînin dili ne Türkçe, ne Almanca ne de İtalyancadır, insancadır.
Bilindiği gibi Kur’an-ı kerim üç organa özellikle dikkatimizi çeker: Kulak, göz ve gönül. (Bk. Mülk, 67/23) Burada kulağın birinci sırada yer alması üzerinde de ayrıca durmak/düşünmek gerekir. Yaklaşık bin yıl önce yaşamış Keşfu’l-mahcûb sahibi Hucvirî, bu sıralamadan hareketle tasavvufî eğitim için en önemli organın kulak olduğunun altını çizmiştir (Bk. Hakikat Bilgisi, s. 448 vd.)
Tasavvufî muhitlerde ilk asırlarda yaygın olan terimlerden biri de işitmek anlamına gelen sema’dır. Kur’an dinlemek, şiir dinlemek, manzum, ahenkli güzel sesleri dinlemek, zaman içinde konu ile ilgili uzun tartışmaları da gündeme taşımıştır. Bu tartışmaların detayına girmeden[1] şimdilik şu söylenebilir: Dinî ahlâkî ilkelere aykırı olmamak şartıyla güzel sesleri, besteleri, belli aletler eşliğinde dinlemek, bunlardan gönül dünyasını imar ve ihya etmesi için istifade etmek mübahtır. Bu anlamda kulak eğitimini tamamlamış olan insanlar, kâinatta var olan sonsuz ilâhî musikinin peşine düşmüş, onun hayranı ve aşığı olmuşlardır.
Def ile başlayan, ney ile devam eden daha sonra bazı tekkelerde diğer enstrümanların dahil olmasıyla musiki, tekkelerde icra edilen zikir meclislerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Şüphesiz bizim coğrafyamızda bu konuda en zengin olan tarikat Mevleviliktir. Daha önceki yüzyıllarda geniş anlamlı bir terim olan sema, zamanla bu tarikatın........
