menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İyi Niyetli Olmak ve Koç Grubuna Dair

34 0
08.05.2026

İyi olanı çoğaltmak, biraz da gönül dili ile söylemekten geçiyor. Elbette gönül hanesinden gelmeyen sesler milletin feraseti ile layık olduğu muameleye tabi tutulur.

Bir toplum, enerjisini nasıl harcadığıyla kaderinin hasılasını tayin eder. Vuruşarak tüketenler, her cephede biraz daha eksilir. Paylaşarak çoğaltanlar ise görünmez bir bereketin içinde büyür. Fakat bundan daha ince bir hat daha vardır: Çatışmayı bizzat besleyerek kendi kalelerini tahkim edenler… Onlar için gerilim bir arıza değil, bir yakıttır. Gürültü arttıkça meşruiyetlerini güçlendirir, fay hatlarını derinleştirdikçe yerlerini sağlamlaştırırlar.

Bugün Ankara’da bir reklam panosunda karşıma çıkan bir fotoğraf, işte bu uzun hikâyeyi zihnimde yeniden kurdu. Koç Grubu’nun tanıtımında yer alan  başı açık öğrenci ve başörtülü veli… Basit bir görsel olarak görülebilir. Oysa Türkiye’de semboller çoğu zaman kelimelerden daha çok şey anlatır. Hele ki bu sembol, yıllarca belirli bir sosyolojik mesafeyle anılmış bir yapının, bir sermaye grubunun vitrininde yer alıyorsa, mesele yalnızca bir tercih olmaktan çıkar.

Türkiye’de büyük sermaye ile ideolojik statü arasındaki ilişki, hiçbir zaman sadece ekonomik tarafı ile sınırlı kalmadı. Uzun yıllar boyunca bu ilişkinin istikametini tayin eden rüzgârın yönü, çoğunlukla dışarıdan esiyordu. Amerikan etkisi, yalnızca politikada değil, kültürel ve ekonomik zihin dünyasında da belirleyici bir rol oynadı. Bu durum, yerli hassasiyetlerin kimi zaman ötelenmesine, kimi zaman da görmezden gelinmesine yol açtı.

Süleyman Demirel’in o meşhur benzetmesi bu kırılgan dengeyi veciz bir şekilde anlatır: “Büyük devletlerle iş yapmak, ayı ile aynı yatağa girmeye benzer!.” Bu söz, yalnızca bir........

© Maarifin Sesi