menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yahudileri Taklit Etmişiz Fakat Onlar Kadar Bilinçli Değiliz

9 0
02.04.2026

Siyonist İsrail’in Gazze’deki soykırımına karşı Türkiye’de pasif direniş hareketi olarak İsrail’e destek veren fabrika ürünlerine, firmalara, kafelere boykotla cevap verildi. Birçok siyonist ürün satıcısı, acenteler bundan olumsuz etkilendi. Yaptıkları indirimler çare olmadı.

Büyük şirketlerin ve yarı tüzel kurumların aktif olarak katılmadığı, yöneticiler tarafından açık bir dil ile desteklemediği halde toplum bu direnişe sahip çıktı.

Türk toplumu sadece Siyonist İsrail’e destek veren ürünleri boykot etmekle yetinmedi, bu ürünler satan AVM ve mağazaları da boykota tabi tuttu. Bundan dolayı birçok mağaza camlarına  “Mağazamızda Siyonist İsrail’e destek veren marka ve ürünler satılmamaktadır”  ilanı astılar.

Abraham Anlaşması adı verilen ateşkes ve güvenlik anlaşması imzalandığından beri sosyal medyada boykot haberleri azaldı. Anlaşma sanki tek taraflı imiş gibi HAMAS, kendini ve topraklarını savunmayı askıya almışken Siyonist İsrail her gün katliama devam ediyor.

 Şu durumda Siyonist İsrail’e destek veren bütün ürünlere boykotun yaygınlaşarak devam etmesi gerekiyor. Bir adım daha atarak diyoruz ki İslam ve Müslüman düşmanlarına boykot imani, itikadi bir meseledir. Ve her daim devam etmelidir. Gün gelip nehirden denize hür ve bağımsız Filistin devleti kurulduktan sonra da bu mesafe korunmalıdır. İsrail mallarının ve İsrail’e destek veren diğer marka ve ürünlerin alternatifi olduğu müddetçe bu ürünler kesinlikle kullanılmamalıdır.

Biz müminler küfür ve kâfirlerle devamlı cihat halinde olduğumuz şuurunu kaybettiğimiz için su uyur düşman uyumaz atasözüne rağmen gafletle hareket ediyoruz. Oysa kelime- i tevhid, ezan, namaz bu gaflete izin vermez. Biz uyusak da kâfirler uyumuyor. Onlar her daim Müslümanlara karşı uyanık davranıyor, gaflete düşmüyor. Denilebilir ki yeryüzünde bu anlamda gaflete düşmeyen tek kavim yahudilerdir. Yahudiler bu hali nesiller boyu canlı tutabiliyor.

Merhume Samiha Ayverdi’nin (r.aleyh) hatıralarından birkaç misal nakletmek istiyorum.

“1968. Öğretmen Sabahat Emgen Hanım’ın edebiyat hocası arkadaşı, talebelerinden bir defter getirmelerini istemişti. Çocuklar iki gün içinde, hocalarının bu isteğini yerine getirmişler. Ancak bir Yahudi kızı, devamlı eli boş geliyor ve her seferinde de bir mazeret ileri sürerek, aklı sıra, hocayı idare ediyordu. Hâli vakti yerinde olan kızın, her gün bir çeşit uydurma laflar ile işi geçiştirmesi üzerine öğretmen ‘Ya sınıfa defterle gelirsin yahut hiç gelemezsin!” demişti. Kız öğrenci, bu tehdit karşısında sıraya kapanıp ağlarken: “Ne yapayım, Moiz’in dükkânı on gündür kapalı…” deyivermiş. Demek ki bir Yahudi, bir Moiz bulamadı mı, en acil ihtiyaçlarından dahi vazgeçiyor ve kendi dindaşın alışverişi Yahudiliğin îcabı biliyor.”

Yeğenim Cemil Büyükaksoy, liseyi Saint Joseph’de okuduğu sırada, Yahudi cemâati tarafından taksitleri ödenen fakir bir Yahudi arkadaşı da varmış. Aradan seneler geçmiş, bir gün Cemil, hızlı hızlı yolda giderken, lüks bir araba yanında durmuş ve direksiyonda olan genç: “Cemil, gel seni götüreyim!” diye seslenmiş. Yeğenim, kendisini ismi ile çağıran bu kalantor adamın, Saint Joseph’deki fakir Yahudi çocuğu olduğunu güç fark etmiş.

Arabayı süren genç, merakla kendisine bakan yeğenime:

– Biliyorsun, beni Musevî Cemâati okuttu. Harp içindeki yokluk senelerinde çivi de bulunmuyordu. Bir ara, ithal malı tahta çivi geldi. Piyasada rağbet eden olmadı. Amma bizim cemâat, kârın yüzde otuzuna karşılık, bana sermâye verdi. İşte, kimsenin beğenmediği çiviler, bana zenginlik yolunu açtı.

Şimdi ne iş yaparsam, yüzde otuzu cemâatindir. Çevirdiğim ticâret işleri, bana da onlara da, bol bol yetiyor, demiş.

Yeni Postahâne Caddesi’ndeki kırtasiyecilere işim düştü. Biri Türk, diğeri Yahudi, karşılıklı iki kırtasiyeci vardı. Yahudi’nin camekânında plastik kap içindeki pergelin fiyatı iki buçuk lira olduğu halde, aynı pergel, Türk’ün dükkânında üç buçuk lira idi. aynı pergel sizde niye pahalı deyince “Gidip oradan alın” demez mi! Oradan almamı tavsiye edeceğinize, neden sizden almak istediğimi sormuyorsunuz? Bunlardan iki adet istiyorum ve Türk olduğunuz için de, bile bile bir lira fazla veriyorum, dedim.

Birkaç gün sonra, Yahudi’nin neden Türk’ten daha ucuz sattığını tesadüfen öğrendim. Kırtasiye üzerine çalışan toptancıların hemen hepsi Yahudi imiş ve kendi ırklarından olan tüccarlara sattıkları malı Türklere verdiklerinden daha düşük fiyatla verdikleri için, gerek toptan, gerek perakende piyasayı onlar tutmakta imişler.

1953 senesi idi. Kapalıçarşı’nın Mercan semtinde, îmal ettiği ayakkabıları satan Hakkı Usta vardı. Sinan mektep çağına gelinceye kadar ayakkabılarını hep oradan aldım. Bir defasında, aldığım ayakkabıyı evden beğendiler. İki gün sonra gidip bir tane daha almak istedim. Fakat Hakkı Usta paketi yaparken fiyatın bir lira artmış olduğunu söyledi. Suâlimi beklemeden de: “Yahudi, bir telefonla malları topladı, bize de keyfinin istediği fiyattan veriyor. Bu bir lira bizim kesemize değil, onun kasasına giriyor!” dedi.

Türk vatanında, Türk oğlunun gırtlağını sıkan Yahudi’nin pençesini hâlâ görmeyen Türklere bilmem ne demeli? Her gün, sayıları da nüfuzları da artan mason locaları, Lions Kulüpler, Rotary Kulüpler, hep Yahudi oyununun tuzakları… Amma bilen kim, hele inanan nerde? (NE İDİK NE OLDUK, s. 103)

Samiha Ayverdi Hanımefendinin şahitlikleri üzerinde uzun uzadıya durmak gerekir. Fakat sözün hepsini söylemeden işaret edelim.

Birinci olay bize gösteriyor ki Yahudinin Türklerle savaşı biz onları dost zannettiğimiz zamandan beri hiç bitmemiştir. Yani Yahudi, havasını soluduğu, suyunu içtiği, ‘hoş görü’ ile karşılandığı bu ülkeyi, ülke insanını hiçbir zaman alışveriş yapılacak kadar kendine yakın ve bu topraklara ait görmemiştir. Yahudiler, (belki de) Kanuni’den beri bu kendilerini üstün gördüğü ve bizi de ‘öteki’ kabul ettiği için parasını Türk mallarından esirgemiş, çocuklarına kadar bu boykotu kimliğinin parçası olarak taşımıştır.

Bizim boykotumuz ise genelleşememiş ve ‘yabancı’ Türkler! tarafından delinmiştir.

İkinci olay Yahudi kimliğini anlamakta daha açıklayıcıdır. Yahudi, evet, kendi dininden, ırkından olana yardım eder fakat bu yardım kesinlikle karşılıksız değildir. Yahudi bunu bilir ve hayatı boyunca aldığından bir parçasını gönüllü olarak milletine verir. Siyonist İsrail böyle kurulmuştur. Dünyanın bütün Yahudileri, İsrail’e her ay belli miktarda ödeme yapar, yapmak zorundadır.

Üçüncü olay, günümüz Yahudi şirketlerinin niçin zengin olduğunu anlatmaktadır. Yahudi, piyasayı belirleyen bir güçtür. Bunu da Yahudilerle rekabet edilemesin diye koruyucu indirim yoluyla gerçekleştirir. Serbest rekabet diyerek bu koruyucu indirimle rakiplerini zayıf düşürür. Bilinç sahibi olmadığı için (sadece Yahudilerde vardır bu bilinç) Türkler de ucuz diye gider alışverişi Yahudilerle yapar. Bir zaman sonra yerli olanlar yaşayamaz hale gelir ve meydan Yahudilere kalır. Bu durum mevzi değildir uluslararası ticaret de aynı şeyler geçerlidir.

Dördüncü olayı sadece küçük esnaf için geçerli sanmayın. Bütün dünyada Yahudiler, bütün alışverişlerden aynı usul ile pay alır. Biz ürün bulamayınca suçu yerli ve yerel yönetimleri suçlarız. Hâlbuki tekel, Yahudilerin elindedir. İstediği zaman istediği kadar mal sürer Yahudi. Biz, dolar, euro, altın ile alışveriş yapar gibi bir fark öderiz. O fark daima Yahudilerin cebine girer. Memleketi idare edenler bile fark etmezler bunu. Onlar enflasyonu konuşur, halk alım gücünden şikâyet eder.

Bütün bunları yapanlar kimlerdir? Tabii ki Yahudiler. Fakat Yahudi her zaman kendi kimliği ile çıkmaz ortaya. Onun dublörleri vardır. O dublörleri de merhume Samiha Ayverdi Hanımefendi ra yazının sonunda sıralıyor: Masonlar, Rotary ve Lionslar.

O kadar kanıksamışız ki bu dâhili bedhahları tehlike görmek şöyle dursun, okullarımızda ve diplomalarımızda onların adı var.

Allah sonumuz hayreylesin. (Ocak- 2025, Muhit dergisi)


© Maarifin Sesi