Merhamet Öğretilebilir mi?
MERHAMET ÖĞRETİLEBİLİR Mİ? DERS KİTAPLARI NE KADAR “MERHAMET”Lİ?
Modern çağın en bariz özelliği bencilliktir. Bencillik kibirden doğar kibri besler. Kibirliler sadece kendilerini düşünür ve “diğerleri”ni kibrinin önünde boyun eğdirmek ister. Bencil biri, kibrinin kölesi olduğu için acımasızdır. Kibirliler gaddar olur. Onların defterinde merhamet yoktur. Bir küçük menfaat için öldürmek dahil bütün kötülükleri gözlerini kırpmadan işleyebilirler.
Kibir abidesi ABD, İkinci Dünya Savaşında Hiroşima ve Nakazaki’ye atom bombası atmıştır. Kızılderililerin, siyahilerin yaşadığı zulümler merhametten nasip almamış Amerika’nın bencilliğinin ve kibrinin delilleridir. Saraybosna’daki, Gazze’deki soykırımın sebebi yine aynı bencillik, kibir ve merhametsizliktir. “Acımayacaksın”, ilkesi bütün Hristiyan Batı’nın ve Yahudilerin ilkesidir. Haçlı Seferleri bunun tarihi delilidir.
Bencil, kibirli, merhametsiz kişilerin söz sahibi olması dünyadaki zulümlerin, katliamların çoğalması ve yaygınlaşması demektir. Bombayı uçaktan atarken çığlık atan, müzik çalan, öldürmekten haz alan kişilerin dünyasında yaşıyoruz. Çocuklar merhamet duygusunu önce bilgisayar oyunları ile kaybediyor. Puan kazanmak için katliamlar teşvik ediliyor. Sadece Batı’da değil İslam ülkelerinde ve Türkiye’de de gaddarlık aldı başını gidiyor. Karısını, kız arkadaşını, komşusunu, çocuklarını, anne babasını öldüren, kesen, bavula koyup çöp bidonuna atan, üzerine benzin döküp yakan kişilerle birlikte aynı ortamlarda yaşıyoruz.
İnsanın en yakınlarını bile acımadan öldürmesi nasıl bir ruh halinin tezahürüdür. Acaba yediklerimiz, içtiklerimiz ruh dengesini bozuyor olabilir mi?
İslam düşüncesinde varlık merhamet temeline dayanır.Allah’ın Rahman ve Rahim olduğuna iman edenlerin bu isimlerden hiç nasip almadığını söyleyemeyiz. Fakat bu olan bitenlere de bir anlam veremiyoruz. Ecdadımız : “Bal bal demekle ağız tadlanmaz.” der. Dolayısıyla günlük hayatta merhamet kelimesini geçirmekle yeni nesli merhametli insanlar olarak yetiştiremeyiz. Mesela evde hayvan beslemek insanlarda hayvanlara merhamet göstermeyi de sağlıyor mu? Böyle olmadığını sahipsiz köpeklerin itlaf edilip edilmemesi tartışmasında gördük. Onlarca çocuk sahipsiz köpeklerin saldırısına uğradı, yaralandı, öldü, sakat kaldı. Fakat evinde köpek besleyenler insan her şeyden kıymetlidir, hayvan değil insan hayatı esastır demedi, diyenlere de destek vermedi.İnsanlar hayvan sevmiyor sadece belli ırka mensup, belli bir şekli olan marka hayvanlar seviyorlar. Hayvanları seven bir kişi, insanlara nasıl acımasız davranabilir? Bugün en büyük zalimler evlerinde kedi, köpek, yılan, kaplumbağa, kartal vs besliyor. Bu hayvanlara sahip olduğu için gurur duyuyor. Fakat aynı kişiler Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Afrika’da insanları katledebiliyor, onlara barınma, sağlık ve gıda desteğini engelliyorlar.
Nurettin Topçu, ahlak eğitimini şahsiyet, karakter eğitimi olarak görür. Karakter eğitimi bir çeşit tasavvufi eğitimine benzer. Uzun ve zahmetli bir yoldur hem eğitmen hem eğitilen için. Karakter eğitiminin iki önemli vasıtası vardır. Biri estetik yol, sanat eğitimidir diğeri hayatın kendisi bir eğitmen olur. Tasavvufi eğitim bu iki metodu aynı anda birlikte verir.
Merhamet eğitimini böyle vermek mümkündür. Bu bağlamda ders kitapları yaşanmış merhamet hadiseleri ile örnek olay ve karakterler içermelidir. Ders kitapları için bu bağlamda en iyi örnek metin Necip Fazıl’ın “Reis Bey” adlı tiyatrosudur. Sinema filmi olarak da çekilen Reis Bey, ikinci 4 ve lise sınıfları için bire bir çare olabilir. Bu zamana kadar hiçbir ders kitabında Reis Bey’den bir metin görmedim.
Ders kitabı yazarlarına kolaylık olsun diye ilgili yerleri seçiyorum.
Necip Fazıl, Reis Bey’de “merhametten ne büyük iyiliklerdoğacağına” ve “adaletle merhametin beraber olması gerektiğini” işler. Ağır ceza hakimi Reis Bey’in, haksız yere idama mahkum ettiği masum bir gencin idamından sonra çektiği vicdan azabını anlatır. Masum mahkum şöyle der: “Reis bey! Siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz. Rahmet kaldırılmış sizin kalbinizden.”
(Günümüz çocuk ve gençleri ağlamanın, göz yaşı dökmenin ayıp, zayıflık ve güçsüzlük olduğunu düşünür fakat Allah’ın merhameti ile göz yaşı dökmenin bir değer olduğunu bilmez.)
Eserde hükmünün yanlış olduğunu anlayan Reis Bey’in sözleri:
“Merhamet! Hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuz iksir. Baş aşağı bir cemiyeti, baş yukarı edecek bir kudret. Acımasızca idama götürdüğüm çocuk bana “Buz çölünde yol alıyorsunuz.” demişti. Hepimiz, bütün insanlık buz çölünde yol alıyoruz! Aldığımız nefesler bile, sipsivri kayalar şeklinde donuyor. Bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz! Damak kirletiyor, el donduruyor! Bütün bunların kanunlarını bilmiyoruz da, kanun çıkarmaya kalkıyoruz!”
“Ben diyorum ki her fert baş ucuna; ‘Suçlu benim, herkes suçsuz!’ levhasını asmalıdır. Ben diyorum ki yegâne kurtuluşumuz herkesin herkesi affetmesindedir. Artık bütün mantık hesaplarımı kaybettim, hem de öylesine kaybettim ki; Amerika’da bir cinayet işlense de, dünya çapında bir ses sorsa; ‘Katil kim?’, ‘Benim!’ diye haykırabilirim! Soğuk kış geceleri, köprü altında yatan çıplakların vebali benim boynumda, gömleğimin yakasında. İsterse çareme adli tıp baksın fakat bir hastaneye girsem de kan kanseri çeken hastalar görsemacaba onları bu hale ben mi getirdim? diye düşünüyorum.Dışımda ne arıyorlar? İçime doğru suçluyum ben! Bir de kalkmış be, kendimden birine, ondan öbürüne geçer, bir merhamet yangını çıkar bütün ülkeyi sarar diye; tımarhanelik bir hayalin peşine düşmüş gidiyorum!”
“Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum. Bizse nefsimizin beton çatısını tepemize dikmiş, yaşamayı öldürüyoruz! merhamet… Âlem bu temel üzerinde! Eğeıtoprağa, tohuma, hatta kire, lekeye merhamet olmasaydı su olur muydu? Rengi merhamet, sesi merhamet, pırıltılışırıltılı su. Ne duruyorsunuz! Sökün sahte su borularını! Ev ev merhamet şebekesi kurun! Tepelerinizdeki çatıları da yıkın! Göklerle temasa geçin! O zaman göreceksiniz ki; acı su borularından, kendi kendine tatlı su akacak… Ve başlar üstünde, güneşe yol veren kubbeler yükselecek.Kendinizden başka her insanı mazur göreceksiniz! Herkesi bu hale biri getirdi! Herkes herkesi affetsin! Başka ne çaremiz olabilir ki.”
“Gelin çocuklar! Dizilip hep beraber ağlayalım! Mazlumun kendinde kıyılana, zalimin mazlumda kıydığına ağlayalım! Zalime daha çok ağlayalım çocuklar! Zalimde beni ve kendinizi görün! Ağlayanlardan olmak varken, ağlatanlardan olmak reva mı!”
“İnsanlığa gözyaşını öğretinceye kadar onları delik deşik edelim! Bıçaklarla değil, ıslak kirpiklerimizle. Ne kadar hırsız, yankesici, dolandırıcı, katil, ırz düşmanı, zehir satıcısı, kumarbaz varsa alalım aramıza! Ne kadar avukat, hakim, doktor, muharrir, tüccar, işçi, profesör, mühendis varsa alalım! Acıyanları ve acınanları alalım, buyurun diyelim! Acımayı, merhameti cemiyete başlı başına şifa kabul edenler! Birleşin! İnsanlığa yeni kurtuluş yolu… Katili tezgahtar, hırsızı kasadar, dolandırıcıyı tahsildar yapalım! Bakalım saklı parayı çarpan yankesici, açıkça eline teslim edilene ne yapar! Korunanı vuran katil, bakalım bağrını açanlara ne yapar! Şüphe usulünün beslediği kötülük, itimat sistemi önünde büsbütün şahlanır mı, dize mi gelir görelim!”
“Gidin; akşamları, yumru yumru evlerin yılankavi sınırladığı kuytu mahallelerde dolaşın, oralarda, sokak ortalarında ağlayan çocuklar göreceksiniz; onlardan ağlamayı öğrenin! Hastane önlerinde, adliye koridorlarında, hapishane kapılarında, yazıhane eşiklerinde, maden kuyularında, tarla hendeklerinde. Daha nerelerde.”
“Kansızlıktan kurumuş bir insanlık kaynaşıyor. Seyredin ve ağlamayı öğrenin. Bit pazarlarına uğrayın, oralarda yerlere serilen eşyaya bakın; ölen çocuğunun minicik kazağını satmaya gelenle, bunu düşürmeye bakanın edalarına dikkat edin; ağlamayı öğrenin! Hiçbir şey yapamazsanız, kırlara çıkın, kuş yuvarını bozmak için, ağaçlara tırmanan haylazlara katılın; cıvıl cıvıl imdat isteyen yavru kuşları, sonra, havada kıvrımlar çizerek, acı acı çığlık koparan anne kuşu görün; ağlamayı öğrenin! Yavrusunu ensesinden dişleyip, selamete götüren uyuz ve topal kediye baksanız yeter.”
Edebiyat olsun diye yazılmış değildir bu metin. Merhametihisseden bir yazarın hissettirmek için yazdığı destansı bir metindir.
Öğrencilerin Reis Bey filmini seyredip metin üzerinde tefekkür ederek kendilerine ve çevresine ait merhamet örneklerini konuşup yazmaları, merhametli bir toplum olmak için nelerin gerektiği üzerinde durmaları sağlanmalıdır. Ayrıca bu ve benzeri metinlerle yumuşayan kalpleri hastanelere, yaşlıların terk edildiği huzur evlerine ziyaretlerdüzenlenmelidir. Mazlumlara yapılan zulümler gösterilmeli, anlatılmalıdır. Duygu eğitimi ancak böyle olur.
Ramazan iklimi merhamet eğitimi için çok önemli bir imkandır.
Hadiseler bize gösteriyor ki önümüzdeki yıllar savaş, kıtlık, susuzluk, göç, tehcir yılları olacak. Episteinbelgeleri gösteriyor ki bütün çocuklar yangında kalmakta fakat çocukları ateşe önce itfaiyeciler atmaktadır. Kayıplar o kadar çoğaldı ki bakkala ekmek almaya gönderdiğimiz çocuk bir daha eve dönememektedir. Bütün bunların temelinde merhametsizlik vardır. İnsana önce kendisine karşı merhametli olmayı öğretmeliyiz. Kâmil Yeşil
Türkiye Yüzyıl için başarılı öğrencilere değil; merhametli, rahmeti esas alan, merhameti yaşayan, yaşatan, kuşataninsanlara ihtiyacımız var.
