menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ramazana Girerken

20 310
19.02.2026

            “O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık istiyor, güçlük çekmenizi istemiyor. Sayıyı tamamlamanız, size doğru yolu göstermesinden ötürü Allah’ı tazimle anmanız için ve şükredesiniz diye (uygun hükümler gönderiyor).” (Bakara, 185)

Mealini arz ettiğim ayetten de anlaşıldığı gibi bu mübarek ayı, Ramazan kılan, Kadir Gecesini kadir yapan, Kur’an-ı Hakim’i bağrında taşımasıdır. Çünkü Ramazan, içinde bin aydan daha hayırlı bir geceyi bağrında taşımaktadır. Kadir gecesi ise, içinde Kur’an’ın indirilmeye başlandığı gecenin adıdır. 

Düşünün bir kere o sayılı günleri, düşünün çünkü sayılı günler tez gelir geçer. Bu dünyada verilen her nimet gibi, sayılı olan günler de tükenir. Kıymete haiz eyyam-ı Ramazan günleri de çok tez geçeceği izahtan varestedir. Kadri ve kıymeti yüce olan geceleri de içinde barındıran bu mübarek misafir, göz yumup açıncaya kadar geçer ve gider. Bu bir yönüyle sermaye gibidir. Kalıcı olmasını istiyorsanız yatırım yapmak zorundasınız demektir. Rabb’imizin “sayılı günler” hatırlatması bize bunu hissettirmektedir. Adeta ayeti kerimenin bu kısmı bize, “Kıymetini bilin.” diye nasihat etmektedir.

“Doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği Ramazan ayı” vurgusu ise, Müslümanların ellerinde tuttukları kitabın özelliğini fark ettiren, batılı haktan ayıran “Furkan” olan kitap, bu ayda indirildi. Ondan dolayı bu ay kıymet buldu. Ondan dolayı Ramazan gecelerinden bir gece olan “Kadir Gecesi” kıymet buldu. Yaşamak değil; Kur’an’la yaşamak bir ömür oldu. Bir ömre bedel olan gece, bu Kur’an’a şahitlik ettiği için kadr-u kıymet buldu.

Anladınız değil mi? “Artık içinizden kim bu aya yetişirse, onu oruçlu geçirsin.” Mazeret üretmeyin der gibi adeta! “Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden tutamadığı günler sayısınca oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık istiyor, güçlük çekmenizi istemiyor.”  “Dinde güçlük/zorluk yoktur.” dendiğinde, işi sulandırmak olarak algılanıyordu. Halbuki Cenabı Hak, sizin için güçlük yoktur, mazeret üretip “cızıramayın”, işinize bakın der gibi Ramazan üzerinden kullarını uyarmaktadır. Yeter ki mazeret üretmeyin. Hasta veya yolcu iseniz, güne, gün ramazan günlerinin dışında kaza edin. Ama mazeretinizi Allah’a arz ettiğinizde, mazeretiniz geçerli olsun. Sizi en iyi bilen Allah (cc)’ tır. Siz de kendinizi bilirsiniz. Kaçmak için değil, kaçırmamak için gayret gösterin.

“Sözünüzü  ister   gizleyin isterse açığa vurun; unutmayın ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. Yaratan bilmez olur mu? O, bütün inceliklerin farkındadır ve her şeyden haberdardır.” (İsra 13-14)

“Sayıyı tamamlamanız, size doğru yolu göstermesinden ötürü Allah’ı tazimle anmanız için ve şükredesiniz diye (uygun hükümler gönderiyor)”

            Kur’an’ın inmeye başladığı  gece, bin aydan daha hayırlı ise, Kur’an’ın tamamını bünyesinde taşıyan “hafız müminin” mertebesi nerelerdedir, onu düşünün! Bu cümleden hareketle, Recep ve Şaban aylarına kutsiyet atfedilmesi de aslında ramazandan haber vermeleri ve o kutsal aya manevi hazırlık mahiyette telakki edilmelerindendir.

Çorak gönüllere Allah’ın rahmeti inmez. Rahmetin olduğu yerde de çoraklık olmaz. Rahmetin tecelli edeceği mekânı temizlemek gerekir. Bunun için Peygamber Efendimiz Recep ve Şaban aylarında ibadetlerini artırır ve artırılmasını tavsiye ederdi ki, rahmet o mekâna insin. Günah kirleriyle kararan kalbin vahyin aydınlığı ile pak hale gelsin. Müminler Kur’an ayında Kur’an’ın abı hayatından kana kana içsinler. Ramazanın evvelinde rahmete, ortasında mağfirete (bağışlanma), sonunda da cehennemden azat olmaya nail olsunlar diye hazırlanması gerekir. Şemseddin Sivas-inin şu beyitlerinde ne de güzel izahını bulmuş anlatmak istediğimiz konu:

Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadanKenz açılmaz şol gönülde tâ ki pür-nûr olmadan

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ide HakkPâdişâh konmaz sarâya hâne ma’mûr olmadan

Ramazan’a giren mümin, bilmelidir ki, kul olarak kendisi, bir yüce kapının önünde bekletilmektedir. Dünyanın kirlerinden, günahların kıskacından, zindan-ı dünyadan, Allah’ın engin rahmet ve merhamet sarayına doğru yolculuğun kapısındadır. Usulüne uygun davranışlarıyla saraya davet edilecektir. İşte mümin bu kapının önünde durmaktadır. Rahman’ın rahmetini celp edecek vesileler aramaktadır. Sebepler âleminde rahmet kapısının tokmağını çalmaktadır.

Başka bir bakış açısıyla Ramazan benzeme ve benzeşme ayıdır. Nasıl ki Kur’an’ın ilk misafir olduğu gönül, Hira (Nur) dağında belirli bir zaman tasfiye süreci yaşadı ise, gönül sarayını ilahi bir komutla Kur’an-a hazırlandı ise, işte öylece müminde Recep ve Şaban ile gönül sarayını Kur’an-a hazırlar.  Bu bazı müminlerin uygulamalarında Ramazan’da itikâf ibadetiyle zirveye ulaşır. Ramazan’ın son onunda müminde bir melekiyet hasıl olur ki onu yaşayan ve uygulayan her mümin nefsinin derinliklerinde hisseder.

Bunun farkına varan müminler, ellerinde Kur’an-ı Kerim, şimdiden bütün şevk ve arzuları ile Ramazanı şerifi beklemektedirler. Melekler gibi beyaz örtülerini almış hanım kardeşlerimiz, Kur’an-ı kalplerinin üstüne koyup huşu ve huzurla Allah’ın kitabını okuyacakları adresleri yani Allah ile olan randevularına hazırlık yapıyorlar. İşte yarış buradadır! Yarış yapacak olanlar ancak bunun için yarışsınlar!

Bütün kalbimizle, “Allâhʼım! Receb ve Şâban’ı bize mübârek eyle! Bizi Ramazan’a kavuştur.”[1]

 Ramazanınız ve ibadetleriniz mübarek olsun.                                                                                                                    

[1]Taberânî, Evsat, IV, 189; Beyhakî, Şuab, V, 348. Krş. Ahmed, I, 259


© Maarifin Sesi