menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

HANGİ TARAFTASIN? GERÇEK Mİ, ZAN MI?

5 0
15.04.2026

HANGİ TARAFTASIN? GERÇEK Mİ, ZAN MI?

İnsan artık doğruyu aramıyor sanki kendi algısına uyan zannı savunmak için malzeme arıyor. Eskiden bilgiye ulaşmak zordu, düşünmek, akletmek, malumat içinden bilgi damıtmak bir mecburiyetti. Şimdi bilgi her yerde… Ama neredeyse düşünce yok, sorgulayan, filtreden geçiren akıl yok.*Bu yüzden tekrarda yarar olur ümidi ile bizim türe “insan” demek yerine “beşer” demek daha uygun olur düşüncemi hatırlatmak istiyorum. Hani, “insan beşer bazen şaşar, bazen düşer” deyimindeki tür olan beşer!*Bir haber düşüyor gündeme; aynı haberi okuyan, izleyen beşer, farklı algılara kapılıyor ve algıları üzerinden tartışmaya başlıyor. Tartışma kavgaya, kavga ayrışmaya dönüşüyor. Oysa kavga yerine farklı bakış açılarını aynı potada birleştirecek şekilde tartışmayı becerebilseler, birlikte gerçeği daha hızlı anlayacaklar. Ama aklını kullanmak yerine algı ile zanna kapılanlar tarafını haklı göstermek için kavgaya tutuşmayı tercih ediyorlar. İyi de kavgada kazanmak güçlü olduğunu gösterir, haklı olduğunu değil. Kimse fark etmiyor, ya da fark etmek istemiyor.*Üzerinde kavga çıkarılan haber veya malumat aynı olsa da bakan gözler farklı, bakış açıları farklı, bakma niyetleri değişik. Bu fark iki ana grupta toplanıyor; anlamak için sorgulayarak bakanlar, kendi tarafındaki zannı doğrulamak için malzeme arayanlar. *Bu durum herkesin, kendine bir taraf bulma çabasını besliyor zihinlerde. Bu çaba sosyal bir maraza dönüyor ve sosyal medya da bu marazı, toplumsal bir hastalığa dönüştürüyor; herkes, kendi doğrularını anlatan kendi “uzmanları” ile kendi gerçeklerini konuşmaya çalışıyor. Ancak “hakikat kimsenin umurunda değil” gibi bir durum çıkıyor ortaya. Yani hakikati ortaya çıkarmak için konuşmak yerine haklı çıkmak için konuşuyorlar adeta.*Buna “yankı odası” diyorlar. Aynı sesleri duyan, farklı sesleri düşman gören kalabalıklar, böyle kapalı ve karanlık odalarda yaşıyorlar.*Ekonomide de tablo farklı değil. Enflasyon konuşuluyor ama açıklanan başka, hissedilen başka. Faiz konuşuluyor ama etkisi başka, algısı başka, gerçek bambaşka. Sebeplerini anlamadıkları olayların sonuçları üzerinden kavga hazır, hurraaa…*Kimse “gerçek ne?” diye sormuyor. Herkes olaylara “benim tarafım ne diyor buna?” diyerek bakıyor.İşte tam burada bir kırılma oluyor; İnsan, gerçeği arayan türdür.Beşer ise tarafını savunan,yandaşlık için hakikati görmezden gelen.*Bu kırılma ile hepimiz “insan” olmaktan uzaklaşıp, “taraf tutan beşere” yaklaşıyoruz sanki. Bu maraz sadece bugünün sorunu değil. Yıllar önce de aynı hatayı yapıyorduk; “bitaraf olan bertaraf olur” sözü ile bizi her zaman bir tarafı tutmamız gerektiğine inandıranlara, bizi birbirimize düşürmek için ayrıştırmaya çalışanlara, bu sözün her zaman geçerli olmadığını hatta ne kadar zararlı ve tehlikeli olduğunu etkili bir şekilde hatırlatacak birilerini çıkaramadık aramızdan hala. *İki Müslümanın kavgasında taraf olan, olsa olsa münafıktır. Zira yapılması gereken şey taraf olmaktan önce Müslümanlar arasındaki ihtilafı ortadan kaldırmak için çalışmaktır. Bu da ancak samimi ve tarafsız olarak gerçeği, hakikati ortaya koyma çabası ile başarılabilir. Farklı mezheplere bölünmüş olan Müslümanlar, farkların sebebini anlamak ve fitneyi yok etmek için çalışmak yerine, işin aslını aramadan taraf tutanların yangına körükle gitme aymazlığına düştüğünü etkili bir şekilde anlatacak birilerini çıkaramadık aramızdan hala.*Mezhep üzerinden yaptığımız böyle hatalar, siyasete ve ekonomiye de yansıyor… Değişen sadece konular… Değişmeyen ise sorgulamayı, filtrelemeyi, düşünmeyi öğrenemeden, kavga etmeye, ayrışmaya ve birbirine düşmeye hazır kafalar.*Çünkü akıl zahmetlidir; düşünmek yorar.Şüphe etmek, sorgulamak emek ister.Görünenin, söylenenin ardındaki işin aslını aramak, gerçeği bulmak, kabul etmek ve anlatmak ise bedel ister.*Taraf tutmak ise kolaydır. Düşünmezsin… Sadece bir kalabalığa uyar, “birey” değerine ulaşmak yerine “biroy” değerinde kalırsın. Ve eşref-i mahluk olan insan seviyesinden beşer seviyesine, belki de daha aşağılara düşersin ama bunu bile anlamazsın. Bazen cahillik mutluluk derler ya, onun gibi anlamadığını anlamadığın sürece mutlu olduğunu zannedersin.*Ama şunu unutmayalım: Doğru herkesin, duruş ve bakış açısına göre değişebilir. Gerçek ise farklı bakış açılarından görünen üç boyutun, zaman boyutu içinde doğru şekilde birleşmesi ile anlaşılır. Gerçek zaten oradadır. Ancak farklı bakış açılarında oluşan farklı algılardaki doğrular, zaman düzleminde doğru şekilde birleşince gerçek anlaşılır. Gerçeğin anlaşılmasından sonra hakikate ulaşılır. *Hakikat ise şunu öğretir; gerçek, senin algına, zannına ve tarafına göre değişmez. Ama sen, gerçeğe göre değişmek zorunda kalırsın. Değişmiyorsan… Gelişmiyorsun demektir. Gelişmiyorsan ya av olursun ya da ava giderken avlanırsın.*Günümüzde en büyük sorun cehalet değil. En büyük sorun, bilgiyi doğru kullanacak seviyede düşünmeyi öğrenmemek. Düşünürken, malumat içinden bilgi damıtmayı ihmal etmek ve bilgi ile düşünmek yerine malumat ile düşünmek. Yani “akıl ve bilgi ile düşünmek yerine algı ve malumat ile zanna kapılmak” arasındaki farkı öğrenememek.*Ve en tehlikelisi de şudur; aklını doğru ve yeterince kullanamayan kalabalıkların, aklını kullanan kişileri engellediği toplumlar, her zaman aklını kullanan diğer toplumların düşünce ve çıkarlarına göre yönetilirler.*Artık soru şudur: Sen hangi taraftasın?Gerçeğin tarafında mı, zannın tarafında mı? Hakikatin tarafında mı, yandaşlığın tarafında mı?Akıl tarafında mısın, algı tarafında mı? *Ahlaksız, hırsız, asabiyet yapan, nepotist davranan, “zalim bizdense ben bizden değilim” diyebilecek kadar insan olabilenlere, selam ve dua ile. 


© Konya'nın Sesi