Nüfus Sorunu ve Çözümü
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en önemli demografik kırılmalarından birini yaşamaktadır. TÜİK verilerine göre 2000 yılında 2.53 olan toplam doğurganlık hızı 2002’den itibaren azalma trendine girerek, 2016’da 2.11’e düşmüş, 2018’de ise nüfusun yenileme eşiği olan 2.1’in de altına inerek, 1.99 olarak gerçekleşmiştir. Bu yıldan sonra azalma daha da hızlanarak, 2024’te 1.48’e; 2025 yılında ise 1.42’ye gerilemiştir. Oysa 2.1 oranının altındaki artışlar nüfusun azaldığına işaret etmektedir. Özetle Türkiye’de nüfus artışı 2017 yılından sonra tersine dönerek, hızla azalma trendine girmiştir.
Tabiatıyla bu durum yalnızca bir nüfus istatistiği değildir; insan kaynakları planlamasından ekonomik büyümeye, istihdam ve işsizlikten sosyal güvenlik sistemine, savunma kapasitesinden kültürel devamlılığa kadar ülkenin geleceğini ilgilendiren stratejik bir sorundur. Üstelik bu tablo, on milyonu aşan geçici sığınmacıları ve kaçakları da hesaba katarsak çok daha stratejik bir boyut kazanmaktadır.
Konu üzerinde ciddiyetle duran ve zaman zaman doğru tespitlerle toplumu ve yöneticileri uyaran stratejist, terörizm, etnik çatışmalar, göç politikaları, güvenlik çalışmaları ve Türk dış politikası uzmanı, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye'deki sığınmacı ve kaçak konumundaki Suriyelilerin doğurganlık oranının 5.3 seviyesinde olduğunu belirtmektedir. Buna karşın Türk yurttaşlarının doğurganlık oranı halen 1.42’ye düşmüştür. Yani yabancılar Türklerin en az 4 katı artmaktadır. Çok kısa bir süre içinde dengelerin Türkler aleyhine değişeceği aşikardır. TÜİK verileriyle de doğrulanan bu oranlar, Türkiye'nin geleceğinde nüfus dengelerinin korunması, toplumsal barışın ve ahengin sağlanması ve ülkenin demografik yapısının sürdürülebilirliği açısından milli güvenlik konusu boyutunda ele alınması gereken bir sorundur.
Bu durum aynı zamanda........
