Bayramda Savaşın Çocukları
Kocaeli’de bayram telaşı tüm hızıyla devam ediyor…Biz de kendi küçük dünyamızda planlar yapıyoruz. Şadi, Kandıra’da köy yollarında traktörle gezmenin hayalini kuruyor. Kimimiz bayramın ilk günü evde misafir ağırlamayı, aile büyüklerinin elini öpmeyi, çocuklara şeker dağıtmayı düşünüyoruz. Herkesin bayramı kendine göre bir anlam taşıyor; kimi huzur arıyor, kimi sevdiklerine kavuşmayı, kimi ise sadece bir günlüğüne bile olsa hayatın yükünü hafifletmeyi…Ama tam da bu hazırlıkların ortasında, insanın zihnine ağır bir düşünce çöküyor:Aynı bayram, herkes için bayram mı?Biz burada bayram planları yaparken, dünyanın başka bir yerinde bir çocuk bayrama uyanamıyor. Çünkü gece bombalar altında geçmiş. Çünkü sabahı getiren şey güneş değil, siren sesleri olmuş. Çünkü bayramlık bir elbisesi yok… Hatta giyecek bir şeyi bile kalmamış olabilir.Ortadoğu’da, özellikle Filistin’de, çocuklar için bayram artık şeker toplamak, oyun oynamak, büyüklerin elini öpmek demek değil. Bayram, hayatta kalabilmiş olmanın sessiz bir hesabına dönüşmüş durumda. Her geçen gün eksilen arkadaşlar, kaybolan aileler, yıkılan evler… Hayat, enkazın arasında sıkışıp kalmış.Daha dün… İki çocuk…Sadece iki isim değil; iki hayat, iki umut, iki yarım kalmış hikâye. Onlar da belki bayram sabahı uyanıp annelerine sarılmak, dışarı çıkıp oynamak istiyorlardı. Ama savaş, çocuklara hayal kurma hakkı tanımıyor.Savaşın en acı tarafı da bu zaten:En masum olanı vurur.Hiçbir çocuk doğduğu coğrafyayı seçmez. Hiçbiri hangi dilde ağlayacağını, hangi bayramı kutlayacağını, hangi korkularla büyüyeceğini belirlemez. Ama bazı çocuklar, daha hayatı öğrenemeden korkuyu öğrenir. Oyuncak yerine enkaz taşır, ninni yerine patlama sesiyle uyur.Bizler burada çaresizce izliyoruz. Ekranların arkasından, haber başlıklarına sıkışmış hayatlara bakıyoruz. Bir an üzülüyor, içimiz daralıyor… sonra kendi hayatımıza geri dönüyoruz. Çünkü hayat devam ediyor. Çünkü bayram geliyor.Ama belki de asıl soru şu:Bayram sadece bizim sevincimiz midir, yoksa başkalarının acısını hatırlama zamanı mıdır?Belki bu bayram soframıza onlar için bir tabak koyamayız. Belki onların acısını dindiremeyiz. Ama unutmayabiliriz. Görmezden gelmeyebiliriz. İçimizde bir yerin sızlamasına izin verebiliriz.Çünkü insan kalmanın ilk şartı, başkasının acısını hissedebilmektir.Bu bayram yine kapılar çalınacak, çocuklar gülecek, büyüklerin elleri öpülecek. Ama bir köşede, sessizce, o bayramı yaşayamayan çocukları da düşünelim. Belki o zaman sevincimiz daha anlamlı, dualarımız daha gerçek olur.Ve belki bir gün…Barışın olduğu, savaşın olmadığı bayramlar gelir.Herkesin gerçekten bayramı olur.Sağlıcakla kalın, Koz’da kalın…İyi bayramlar.
