menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Parlamento, milli dayanışma, demokrasi ve kardeşlik

22 1
01.02.2026

Parlamentolar demokrasilerin en önemli organıdır. İnsanların “milli irade” haline gelerek somut bir biçimde yönetime katıldıkları kurumdur. Parlamentonun gerçek anlamdaki işlevi için de başlangıç olarak, 1215 yılında, halka karşı hükümdarın yetkilerinin kısıtlanmasını sağlayan Magna Carta örnek alınır. Adil bir seçim ya da tercihlerle oluşmuş parlamentoların demokrasilerin inşasında ve muhafazasındaki görevleri çok önemli ve gereklidir.

Günümüz parlamentolarının 4 asli görevleri vardır. Yasama yani kanun yapma, bütçe yapma ve bunun harcanmasıyla birlikte yürütmeyi, anayasa ve kamu yararı bakımında denetleme ve temsil görevi. Parlamentoların demokrasinin bir parçası olarak çalışabilmesi için yönetimin mutlak güçler ayrılığına dayanması gerekir. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra güçler ayrılığından ve buna dayanan bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Türkiye’de parlamento işlevsizdir ve hatta sistemin ihtiyaç duyduğu yasaları yapma ve kararları alma ofisi gibidir. Denetim görevi fiilen yoktur.

Parlamentonun bu hale gelmesinin en önemli nedeni de oluşma biçimidir. Parti oligarşilerinin hatta tek adam yönetimlerinin oluşturduğu milletvekili listelerine verilen oylarla demokrasi ve demokratik bir parlamento inşa edilemez. Seçmeni yerine liderine bağlı milletvekillerinin oluşturduğu parlamentoların kimi önceleyeceği çok nettir.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 16 ay önceki çıkışı ile ülkede bir süreç başladı. DEM’lileri de hayli heyecanlandıran bu sürecin öznesi de Abdullah Öcalan’dı. Buna bağlı olarak TBMM’de, Bahçeli’nin talebiyle bir de komisyon kuruldu. Komisyonun adı başlığımda da yer alıyor; milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi komisyonu. TBMM’ye bir nevi “iktidarın ofisi” dememin nedenlerinden birisi de bu komisyonda karşımıza çıkıyor. İktidar TBMM’yi, kurmak istediği siyasete dahil etme ihtiyacı duydu ve bu komisyon oluşturuldu. Komisyonun resmi bir niteliği de icra yeteneği de yok. Komisyon en ciddi tartışmasını “Öcalan ile görüşmeye gidilip gidilmemesi” konusunda yaşadı. 14 ay periyodik aralıkla toplanan komisyonda Kürt meselesi, demokrasi meselesi, yargı bağımsızlığı gibi konular hem Türkçe hem de Kürtçe konuşuldu. Onlarca isim dinlendi. Ve partiler, kendi cephelerinden raporlar oluşturdu. Raporların içeriğine bakıldığı zaman komisyonun kurulma amacının halen bilinmediği, o güne kadar yaptıkları çalışmaların ne olduğunun bile ortaya konulamadığı anlaşılıyor.

Komisyona kadar gelen meselenin Suriye ile bağlantılı olduğu artık net. Başlangıçta da netti aslında. Bahçeli’nin bu konuda ilk adımı atması da bunun göstergesiydi. Şimdi iktidarın TBMM’yi de meseleye dahil etmiş olmanın rahatlığıyla hareket edeceği bir ortak rapor hazırlanacak.

Sürece ilişkin ad konulamamasının ya da her kesimin kendi niyet ve hedeflerine göre ad koymasının da kafa karıştırıcı olduğunu söylemek lazım. DEM’in, önüne konulan Öcalan nedeniyle siyaset yapma alanı hayli daraltılmış vaziyette. Bu parti içinde de çok ciddi tartışılıyor. Kolektif karar alma yeteneği olan bir parti DEM, bileşenlerin varlığı zaten bunu zorunlu kılıyor. Parti içindeki eleştirileri, İmralı heyetinden Mithat Sancar “Her şey açıktan yapılmıyor, altta çok ciddi ilerlemeler var. Merak etmeyin bize ve........

© Kısa Dalga