Maskeliler: Savaşın parçaladığı bir aile
Kulis Sesleri’nde bu hafta MyArt tarafından sahnelenen Maskeliler oyununun yönetmeni Mert Kırlak ile oyuncuları Devrim Özler Akın ve Sermet Yeşil var.
Mert Kırlak: Bu metnin oyunculuk lezzeti, karakterlerin neyi ne kadar gizlediği ve bunu hangi dozda ortaya çıkardığıyla ilgili.Devrim Özler Akın: Seyirci ‘Ben olsam ne yapardım?’ diye düşünmeye başlıyorsa, bir şeyleri başarmışız demektir.Sermet Yeşil: Bu hikâye yalnızca Filistin’e ait değil; dünyanın pek çok yerinde yaşanabilecek bir aile hikâyesi.
Maskeliler ne anlatıyor?
Sermet Yeşil:Maskeliler, bugün hâlâ dünyanın önemli meselelerinden biri olan Filistin’deki İsrail kuşatmasını ve bunun bir aile üzerindeki yansımalarını anlatan bir oyun. Özellikle üç kardeşin hayatı üzerinden ilerleyen, bu kuşatmanın insanlar üzerindeki baskısını, yıkıcılığını ve kıyıcılığını ele alan dramatik bir metin.
Adından da anlaşılacağı gibi oyunda, Filistin direnişçilerinin kullandığı poşiler ya da maskelerin ardında yaşanan hikâyeleri görüyoruz. Bir savaşın bir aileyi nasıl parçaladığını, nasıl yaraladığını anlatıyor. Ama mesele yalnızca Filistin coğrafyasıyla sınırlı değil; aslında dünyanın pek çok yerinde yaşanan çatışmaların aileler üzerindeki etkisini de düşündürüyor.
Bu çok politik ve yoğun bir metin. Bu oyunu sahnelemek istemenizin nedeni neydi? Nasıl bir araya geldiniz, metni nasıl seçtiniz?
Mert Kırlak:Biz aslında çok eski arkadaşlarız. Yaklaşık 25–30 yıldır birbirimizi tanıyoruz; konservatuvar yıllarından beri yan yanayız. Son 20–25 yıldır da Şehir Tiyatroları’nda birlikte sahneye çıkıyoruz. Birbirimizin yönettiği oyunlarda oynadık. Aramızda bir tür “kan uyuşması” diyebileceğim bir ilişki var. Birbirinin dilinden anlayan, alternatif metinlerle iyi tiyatro yapmak isteyen insanlarız. Bu birliktelik de yıllara yayılan bir mayanın sonucu diyebilirim.
Devrim Özler Akın:Bu metni ilk okuduğumuzda gerçekten büyülenmiştik. Zor bir metin olduğunu hemen fark etmiştik ama aynı zamanda çok etkileyiciydi. Üç kardeşin kendi hikâyeleri üzerinden birbirleriyle çatışmasını anlatıyor. Filistin’de yaşanan zorluklardan söz ediyor ama aslında bunun dünyanın pek çok yerinde yaşanan bir durum olduğunu da görüyorsunuz.
Kardeşler arasında kuşak çatışması var, bilgi çatışması var, erdem çatışması var. Savaşın ve kaosun aileleri nasıl parçaladığını, insanların birbirlerine olan güvenini nasıl sarstığını ve bunun yarattığı mutsuzluğu çok iyi anlatan bir metin olduğunu düşündük. Güncelliğini hiç kaybetmeyen bir mesele olduğu için bunu sahneye taşımamız gerektiğine karar verdik.
Sermet Yeşil:Aslında bu oyunun hikâyesi biraz daha eskiye dayanıyor. Yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık altı-yedi yıl önce Mert bu metni getirdi. Biz o dönemde Şehir Tiyatroları’nda oyuncuyduk ve oyunu orada sahneledik. Yaklaşık üç buçuk–dört sezon oynadık. Fakat bir noktadan sonra o prodüksiyonun süresi doldu.
Aradan iki yıl kadar geçtikten sonra “Neden bu oyunu tekrar yapmayalım?” diye düşündük. Ama bu kez farklı bir yorumla, farklı bir reji ve kadroyla ele alalım istedik. Metne yeniden baktığımızda hâlâ çok güçlü ve güncel olduğunu gördük.
Geçen yıl Nisan ayında Bursa’da prömiyer yaptık. Ardından Mayıs’tan itibaren İstanbul’da oynamaya başladık. Şimdi de Anadolu turnesine çıkıyoruz. Yani Maskeliler bizim için yaklaşık yedi-sekiz yıllık bir yolculuk aslında.Mert Kırlak:Tabii metni seçme nedenine biraz daha teknik açıdan da bakmak gerekir. Bu metni güçlü kılan şey yalnızca politik arka planı değil. İlk bakışta politik atmosfer çok belirgin gibi görünebilir ama asıl mesele metnin yazım gücü ve oyunculuk açısından sunduğu zenginlik.
Bizim için önemli olan taraf şu: Bu metin manipülasyon üzerine kurulu. Gizlenen şeyler, saklanan duygular, birbirinden saklanan gerçekler… Hikâye bu gizleme ve açığa çıkma süreçleri üzerinden ilerliyor. Dolayısıyla oyunculuk açısından çok katmanlı bir yapı var.
Bu tür bir metinde alt metin çalışması yapmadan, iyi oyuncularla çalışmadan hedefe ulaşmanız çok zor. Aksi halde yalnızca politik sloganlar üretmiş olursunuz ve bu da tiyatro açısından bizi tatmin etmez.
Örneğin sahnede gündelik bir sohbet akıyor gibi görünür; iki kardeş aylar sonra buluşmuştur. Replikler başka bir şey söyler ama altta akan duygu bambaşkadır. İşte bu çok katmanlı yapı, oyunculuk dramaturgisini iyi bilmenizi, güçlü bir sahne belleği ve duyarlılık gerektirir.
Kısacası bu metnin oyunculuk lezzeti, karakterlerin neyi ne kadar gizlediği ve bunu hangi dozda ortaya çıkardığıyla ilgili.
Oyunda üç kardeş üzerinden büyük bir siyasi çatışma var ama aynı zamanda güçlü bir aile dramı da söz konusu. Siz bu oyunun merkezine siyaseti mi yoksa aile dramını mı koymaya çalıştınız?
Mert Kırlak:Aslında bunlar birbirinden ayrılabilecek şeyler değil; iç içe geçen, birbirini tamamlayan süreçler. Özellikle Orta Doğu’da —metnin özelinde Filistin’de ama genel olarak bölgeyi düşündüğümüzde— aile dramı ile siyaset, kirli siyaset, savaşlar ve toplumsal altüst oluşlar zaten hep iç içe yaşanıyor. Orada daha sakin, daha stabil bir hayatın yaşandığı bir “Norveç gerçekliği” yok.
Geçenlerde elime Norveçli yazar Per Petterson’un bir kitabı geçmişti. O, yalnızca aile dramları üzerine yazıyor ve bunu çok başarılı bir biçimde yapıyor. Büyüme sancıları, kuşak çatışmaları, aile içindeki gizli kalmış gerilimler… Bunları anlatırken aynı zamanda Norveç’in toplumsal tarihine de dokunuyor.
Ama Orta Doğu’da, özellikle Filistin’de, böyle bir ayrışma pek mümkün değil. Aile hikâyeleri ister istemez siyasetin, savaşın ve çatışmanın gölgesinde şekilleniyor. Dolayısıyla bu metin de aile dramı ile siyasetin tahakkümünün iç içe geçtiği bir yapı sunuyor. Bunları birbirinden ayırarak ele almak mümkün değil.
Öte yandan hikâyenin merkezinde bir aile olduğu için dramatik gücü çok artıyor. Karakterlerin davranışlarını, seçimlerini ve çatışmalarını belirleyen bütün dinamikler; savaşın, siyasetin ve direniş kültürünün yarattığı koşullardan doğuyor.İsrailli İlhan Hadsor’un metni üzerinde bir değişiklik yaptınız mı? Yoksa birebir bir uyarlama mı oldu?
Mert Kırlak:Yazılı metnin kendisinde herhangi bir değişiklik yapmadık; metni olduğu gibi oynuyoruz. Ancak metinde parantez içinde verilen bazı sahneleme önerileri ve atmosfer kurmaya yönelik tercihler vardı. Biz o tercihlerden bilinçli olarak uzaklaştık.
Buna bir örnek verebilirim. Orijinal metinde mekân bir kasaphane, yani bir mezbaha olarak tasarlanmış. Oyunu ilk çalışmaya başladığımızda Sermet ve Devrim’le bunu çok tartıştık. Bu atmosfer bize biraz problemli........
