menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kıbrıs Türk Kimliğinin Bütüncül Paradigması -3/4- Köken Değil, Miras

12 0
26.07.2026

Kıbrıs'ta Kimlik Üzerine

Üç Paradigmadan Dördüncü Paradigmaya – VI

Kıbrıs Türk Kimliğinin Bütüncül Paradigması -3/4-

Kimlik tartışmalarının önemli bir bölümü, doğal olarak, "Nereden geldik?" sorusuyla başlar. Çünkü her toplum geçmişini anlamak ister. Geçmiş, toplumsal hafızanın temelidir; köken ise bu hafızanın tarihsel başlangıç noktasını oluşturur. Ancak kimliği yalnızca kökene indirgemek, toplumsal gerçekliğin önemli bir bölümünü gözden kaçırmak anlamına gelir.

Köken, bir toplumun tarihsel başlangıcını açıklar.

Miras ise o toplumun tarih boyunca neyi devraldığını, nasıl anlamlandırdığını, neyi korumayı tercih ettiğini ve gelecek kuşaklara neyi aktarmayı sorumluluk olarak gördüğünü ifade eder.

Bu nedenle köken ile miras aynı şey değildir.

Köken değiştirilemez.

Miras ise sahiplenilir.

İnsanlar hangi ailede, hangi coğrafyada veya hangi tarihsel süreç içinde doğacaklarını seçemezler. Ancak hangi tarihsel ve kültürel mirası benimsediklerine, onu nasıl yorumlayacaklarına ve gelecek kuşaklara nasıl aktaracaklarına karar verebilirler.

İşte Kıbrıs Türk Kimliğinin Bütüncül Paradigması, kimlik tartışmasını köken ekseninden miras eksenine taşımaktadır.

Bu yaklaşım, Kıbrıs Türklerinin tarihsel kökenini inkâr etmez. Aksine Anadolu'dan adaya gerçekleşen iskânı, Türkçeyi, İslam'ın toplum üzerindeki etkisini ve yüzyıllar içinde oluşan tarihsel sürekliliği kimliğin vazgeçilmez bileşenleri olarak kabul eder.

Ancak bunlara ilave olarak, Kıbrıs'ta yaşanan ortak tarihsel tecrübenin ve adanın binlerce yıllık kültürel birikiminin de bu kimliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu savunur.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:

Kıbrıs'ın medeniyet mirasını sahiplenmek, o medeniyetlerin etnik devamı olduğunu iddia etmek değildir.

Hiç kimse Fenikeli, Roma, Bizans veya Lusignan soyundan geldiğini ileri sürmemektedir.

Burada söz konusu olan, üzerinde yaşanılan coğrafyanın tarihsel katmanlarını ortak insanlık mirası ve yaşanılan yerin kültürel hafızası olarak kabul etmektir.

Ada arkeolojisi ve kimlik çalışmaları da Kıbrıs'ın tarih boyunca tek bir uygarlığın değil; birbirini izleyen ve birbirini etkileyen çok sayıda kültürün oluşturduğu çok katmanlı bir tarihsel alan olduğunu göstermektedir. Bu nedenle Kıbrıs'ın geçmişi, yalnızca belirli bir topluma değil; adada yaşamış bütün toplumların katkısıyla oluşmuş ortak bir tarihsel birikim olarak değerlendirilmektedir.

Bu bakış açısından hareketle Kıbrıs Türkleri yalnızca 1571 sonrasında başlayan tarihin değil; Neolitik dönemden Tunç Çağı'na, kent krallıklarından Helenistik ve Roma dönemlerine, Bizans'tan Lusignan ve Venedik yönetimlerine, Osmanlı'dan İngiliz idaresine kadar uzanan uzun tarihsel sürecin üzerinde yaşayan ve bu tarihsel mirası kendi kültürel perspektifleriyle anlamlandıran bir toplumdur.

Bu, biyolojik veya etnik bir süreklilik iddiası değildir.

Bu, medeniyet mirasına ilişkin bilinçli bir aidiyet önerisidir.

İşte tam bu noktada Laurajane Smith'in kültürel miras........

© Kıbrıs Postası