Barbarlığa yürümek!
Soğuk savaşın sona ermesi ve Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla birlikte neo-liberal rüzgar tüm dünyada etkili olmuştu!
İdeolojik ve kültürel anlamda neo-liberal bir hegemonya kurulmuştu… Güçten çok rızaya dayanıyordu, Gramscian bir bakış açısıyla konuya bakarsak !
Francis Fukuyama 1992 yılında yazdığı Tarihin Sonu kitabıyla dikensiz gül bahçesinde liberal bir dünya düzenini anlatıyordu! Fukuyama’nın öngördüğü ideolojik savaşın sona erdiği, jeopolitik önceliklerin geri plana atıldığı, karşılıklı faydanın göz önünde bulundurulduğu özgürlükçü bir sistemdi! Ancak Fukuyama liberalizmin-kapitalizmin rekabetçi-yarışmacı ve günün sonunda çatışmacı bir sürece sürüklenebileceğini öngörmüyordu!
Fukuyama yanılmıştı, nitekim bunu daha önceki yazılarımda da bahsettiğim üzere kendisi de kabul etti… Öyle ki, 2018 yılında bir röportajda özür dilemekten çekinmedi ve Sosyalizm olması gerekir diye ekledi!
Dünya özellikle 2000’li yıllardan itibaren inanılmaz bir rekabetin ve çatışmacı sürecin içerisine girdi!
Çok uluslu enerji şirketlerinin çıkarları çerçevesinde önce Afganistan, daha sonra ise Irak üzerinde askeri operasyonlar başladı! Ukrayna, Kafkasya ve Orta Asya’da ‘’Kadife Devrimler’’ diyerekten çok uluslu şirketlere yol açılmak istendi! Putin’in Rusyası buna imparatorluk........
