Toplumun sertleşmesi
Toplumların yalnızca ekonomik krizlerle, siyasal gerilimlerle ya da kurumların zayıflamasıyla sertleştiğini düşünmek eksik olur. Bazen asıl sertleşme çok daha gündelik bir yerde başlar: İnsanların birbirine tahammülünün azalmasında, dinleme isteğinin kaybolmasında, farklı olanı hemen tehdit olarak görmesinde, küçük bir hataya büyük bir öfkeyle karşılık verilmesinde. Sokakta, iş yerinde, ailede, trafikte ve sosyal medyada giderek daha görünür hale gelen bu sertlik, yalnızca nezaket meselesi değildir. Bir toplumun duygusal iklimini gösterir.
İnsanlar uzun süre kendilerini güvensiz, değersiz ya da görünmez hissettiklerinde, bu duygu başka biçimlerde dışarı çıkmaya başlar. Kimi zaman öfke olarak, kimi zaman alaycılık, kimi zaman aşırı savunmacılık, kimi zaman da sürekli bir üstünlük ihtiyacı olarak. Herkes kendi kırılganlığını gizlemeye çalışırken, ortak hayat giderek daha kaba bir dile teslim olur. Böyle dönemlerde en çok kaybedilen şeylerden biri merhamettir. Merhamet, çoğu zaman yanlış anlaşılır; zayıflık, taviz ya da duygusallık sanılır. Oysa merhamet, karşımızdakinin insanlığını unutmamaktır. Onun yanlışına itiraz ederken onurunu ezmemek, farklı düşünürken varlığını küçümsememek, kendi acımızı başkasının acısını değersizleştirmek için kullanmamaktır.
Bugün birçok insan, duyulmadığından şikâyet ediyor. Fakat aynı........
