menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Festivaller düşünceden korktuğunda ne olur? Kim kaybeder?

14 0
yesterday

"Seçildi, susturuldu, silindi."

İzmir Mülteci Film Festivali ile yaşadığım süreç, yalnızca bir program değişikliği değil; ifade özgürlüğü, akademik çoğulculuk ve sanatsal bağımsızlık açısından ciddi bir kırılma örneğidir. Şimdi bir Mülteci Film Festivalinde yaşanmış düşünsel sansürün anatomisini okuyacaksınız.

“Psychology of Migration / Göçün Psikolojisi” adlı belgeselim festival tarafından resmi olarak seçilmiş, benden gösterim kopyası ve altyazı dosyası talep edilmiş, ardından festival programı ve afişi tarafıma iletilmiş ve sosyal medya paylaşımları gerçekleştirilmiştir. Bu aşamadan sonra, hiçbir yeni içerik değişikliği olmamasına rağmen filmim programdan çıkarılmıştır.

İlk gerekçede “düşünsel çerçeveyle örtüşmeme” gibi muğlak bir ifade kullanılmış; sonrasında ise kararın, filmde referans verilen Prof. Dr. Vamık C. Volkan’a yönelik “kamuoyundaki tartışmalar” üzerinden alındığı açıkça belirtilmiştir. Bu durum, kararın estetik, bilimsel ya da etik değerlendirmeye değil; ideolojik hizalanmaya dayandığını açıkça göstermektedir.

Bir festivalin, daha önce seçtiği bir eseri, içerik değişmeden, yalnızca belirli bir düşünce insanına yönelik politik/ideolojik pozisyonu gerekçe göstererek programdan çıkarması; sanatsal kürasyon değil, düşünsel sansürdür. Bu yaklaşım, çoğulculuğu değil tekil doğruculuğu esas alır. Oysa mültecilik gibi çok katmanlı bir olgu, farklı disiplinleri ve perspektifleri birlikte düşünmeyi zorunlu kılar.

Belgeselim, Birleşmiş Milletler kapsamında dolaşıma girmiş ve uluslararası ölçekte 82 ülkede gösterim ağına dahil edilmiş, ayrıca 26 festivalde birincilik ödülü almış bir çalışmadır. Bu veri, eserin yalnızca sanatsal değil, aynı zamanda akademik ve etik düzeyde de karşılık bulduğunu göstermektedir. Dolayısıyla burada tartışılan şey filmin niteliği değil, festivalin düşünsel sınırlarıdır.

Asıl sorun şudur: Bir festival, kendi ideolojik konfor alanını korumak adına farklı bir akademik yaklaşımı dışlıyorsa, bu durum “halkçılık” değil; çoğulculuğu hazmedemeyen bir daralma halidir. Demokrasi, yalnızca aynı fikirlerin tekrar edilmesi değil, rahatsız edici olanın da meşru zeminde var olabilmesidir.

Bu bağlamda alınan karar, ifade özgürlüğünü ve akademik çeşitliliği dışlayan, farklılıkla temas etmek yerine onu elimine eden bir refleksin ürünüdür. Bu refleksin adı, estetik tercih değil; düşünsel dışlamadır.

Festivalin bu tutumu, Türkiye’de kültürel alanın karşı karşıya olduğu daha geniş bir sorunu görünür kılmaktadır: Eleştirel düşünceyle karşılaşmak yerine onu dışlama eğilimi.

Sanatın ve bilimin doğası ise bunun tam tersidir.

Üstelik dernek “Halkların Köprüsü Derneği” adını taşırken, trajik-ironik. Üstelik "Institut Français İzmir" de bu demokrasi hazımsızlığına bilerek belki bilmeyerek çanak tuttu.  

Sonuç olarak bu yaşananlar, tek bir filmin programdan çıkarılmasından ibaret değildir; bu, bir zihniyetin ifşasıdır. Farklı olana tahammül edemeyen, eleştirel düşünceyi tehdit olarak algılayan ve kendi ideolojik sınırlarını “etik çerçeve” adı altında meşrulaştırmaya çalışan bir yaklaşımın dışavurumudur. Oysa sanat, tam da bu sınırları aşabildiği ölçüde anlamlıdır. Bugün bir filmi dışlayan bu refleks, yarın hakikatin kendisini dışlayacaktır. Bu nedenle mesele bir festival kararı değil; çoğulculukla kurulan ilişkinin samimiyet testidir. Bu testi kaybedenler, yalnızca bir filmi değil, kendi düşünsel ufuklarını da program dışı bırakmışlardır.

Peki Prof. Vamık C. Volkan kimdir?

Dünyanın Politik Psikoloji Dehası olarak tanıdığı, 5 kez Nobel Ödülü adayı olan ve Sigorni dahil onlarca dünya çapında ödüle sahip, Freud Profesörü Unvanı taşıyan sevgili hocam; Prof. Dr. Vamık C. Volkan, bireysel psikodinamik süreçlerle kitlesel kimlikler arasındaki bağı kuran nadir düşünürlerden biridir. Onun çalışmaları, yalnızca klinik psikiyatriyi değil; uluslararası ilişkileri, çatışma çözümünü ve kolektif travma analizini yeniden tanımlamıştır. “Seçilmiş travma” ve “seçilmiş zafer” kavramlarıyla, toplumların tarihsel hafızalarının nasıl canlı tutulduğunu ve siyasal davranışları nasıl şekillendirdiğini açıklamış; liderlik psikolojisini, grup regresyonlarını ve düşman imgelerinin inşasını bilimsel temelde çözümlemiştir.

Volkan’ın yaklaşımı, ideolojik değil analitiktir; taraf tutmaz, mekanizmayı açığa çıkarır. Bu nedenle onun perspektifi rahatsız edicidir—çünkü görünür olanın arkasındaki bilinçdışı örgütlenmeyi ifşa eder. Kıbrıs’tan Ortadoğu’ya, Balkanlar’dan Amerika’ya kadar birçok çatışma alanında aktif rol almış, yalnızca teorisyen değil aynı zamanda sahada çalışan bir barış mimarıdır. Onu anlamak, birey ile toplum arasındaki görünmeyen psikolojik hattı anlamaktır; onu dışlamak ise bu hattı görmeyi reddetmektir.

Ve Prof. Dr. Vamık C. Volkan, 100’e yakın kitabı yanında 8 yıl çalışılarak yazılan “Ölümsüz Atatürk” kitabının da yazarıdır.


© Kıbrıs Postası