menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mustafa Akıncı ve duyguların siyaseti

11 0
18.05.2026

Nagehan Tokdoğan’ın “Yeni Osmanlıcılık: Hınç, Nostalji, Narsisizm” kitabı, duyguların sosyolojisi ve politiğini başarılı bir biçimde inceleyerek Türkiye’deki İslami kesimin duygu dünyasının analizini yapıyordu. Bu kitap gerçekten ilginçti; çünkü sadece kuru bir ideolojik analizin ötesine geçip, ideolojileri besleyen veya ideolojilerin bilişsel olarak yol açtığı duyguları ve o duyguların nasıl mobilize edildiğini ya da kullanıma sokulduğunu da ön plana çıkarıyordu.

Bu şu demek: Sadece İslami kimliği ön planda olan kesimler için değil, her ideolojik kesim için hangi duyguların nasıl mobilize edildiğinin farkında olmak son derece önemlidir.

Örneğin Niyazi Kızılyürek, Kıbrıs adasında yaşanan etnik çatışmada “hınç ve garezin” nasıl yoğun şekilde kullanıldığını detaylı ve derinlikli siyasi tarih analizleriyle ortaya koymuştur. Kıbrıs’ta federasyon ve barış isteyen kesimler için, adadaki Türk ve Yunan milliyetçiliklerinin yol açtığı zararlı duyguların analizini yapmak elbette çok önemlidir. Ancak herhangi bir yerde çatışma varsa — ister etnik, ister ekonomik, ister ideolojik olsun — orada bir nebze de olsa “hınç ve gareze” rastlamak mümkündür.

Biz insanların yaşamları boyunca bu gibi duygulardan tamamen arınmış kalmaları hiç kolay değildir. Ancak bu duygular benliğimizi ele geçirirse, ya kendimize ya da etrafımızdaki insanlara istemeden de olsa zarar vermemiz kaçınılmaz olur. Siyasi dünyada propaganda, duygusal manipülasyon ve ajitasyon taktikleri, kitleleri etkilemek ve mobilize etmek adına sıkça kullanılır. Bu taktikler elbette kişisel çıkarlara ve kibire hizmet edebilir. Ancak aynı zamanda bir “varoluş” biçimi hâline de gelebilir. Bu durum yalnızca siyaset dünyası için geçerli değildir.

Mustafa Akıncı, 2020 seçimlerinde Türkiye’nin sert müdahalesi sonrasında görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Türkiye’nin 2020 yılında KKTC seçimlerine yaptığı sert ve tehditkâr müdahaleler, bundan 40 yıl sonra bile bu toplumun bir kesiminde travma olarak kalmaya devam edecektir. Daha önce de belirttiğim gibi, Kıbrıs’ta federasyon ve barış isteyen kesimler, adadaki Türk ve Yunan milliyetçiliklerinin yol açtığı hınç, garez ve şiddet duygularına oldukça sorgulayıcı bir bakış açısıyla yaklaşırlar.

Bu yazıda Sayın Akıncı’nın yasakları kaldırılan Kıbrıslı Türkler için yaptığı son açıklamalarının duygusal anatomisini analiz etmek ve okurların dikkatine sunmak istiyorum. Akıncı açıklamasında şunları dile getirmiştir:

“Eskiden bizi ‘milliyetçiler’ ve ‘hainler’ diye zaten ikiye bölmüşlerdi. 2020 Ekim’inden sonra ‘hainler’i kendi içinde de böldüler: ‘yasaklılar’ ve ‘yasaksızlar’ olarak. Şimdi de ‘yasaklılar’ı bir daha böldüler: ‘yasağı kaldırılanlar’ ve ‘yasağı devam edenler’ diye… ‘15’ten fazla’ deniyor. Ne demek 15’ten fazla? Bunlar insan… Kıbrıslı Türk toplumunun aydınlık yüzleri… Her birinin adı var, kimliği var. Her biri toplumun tanıdığı isimler… Bu insanların isimleri ve sayıları nasıl olur da açıklanmaz? Yasağı devam edenler niye hâlâ gizlenir? Bu insanlarımızın kimseye teşekkür borcu yok. Tam tersine çağdışı yasakçı zihniyetin onlara ve iradesi gasbedilen toplumumuza özür borcu var.”

Birinci Unsur: Tamamen edilgen,........

© Kıbrıs Postası