menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail’in ‘Ermeni Soykırımını’ Tanıması ve Kıbrıslı Türkler

5 0
06.07.2026

Geçmişte tüm Avrupa’da ve özellikle Nazi Almanyası’nda soykırıma uğrayan Yahudilerin yaşadığı tarif edilemez acıları mazeret göstererek günümüzde Filistinlilere soykırım uygulayan İsrail devleti, şimdi de Ermeni Soykırımı’nı tanımayı kabul etti.

Ne kadar iğrenç bir ulus-devlet dünyası!

Etnik kökeninizden dolayı binbir travma ve acıya maruz kalıyorsunuz. Bunlar yetmezmiş gibi, bir de maruz kaldığınız acılar devletler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda pervasızca kullanılmaya devam ediyor.

İsrail’in 2026 yılında Filistinlilere soykırım uygularken, sırf Türkiye’ye nispet olsun diye Ermeni Soykırımı’nı tanımayı kabul etmesi kadar absürt ve trajikomik bir şey olamaz.

Türkiye’de ve dünya kamuoyunda 1915 yılında Ermenilere uygulanan tehcirin soykırım olup olmadığı uzunca bir süredir tartışılıyor. Orhan Pamuk da “Türkiye’de Ermenilere soykırım yapıldığını bir tek ben söylüyorum.” dedikten, sanırım tam bir yıl sonra Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Pamuk’un edebiyat alanında kendi tırnaklarıyla elde ettiği başarıları elbette kimse yadsıyamaz. Ancak bu demeci verdikten hemen sonraki yıl bu ödülü kazanması da ilginç bir tesadüf olmuştu.

Fuat Dündar’ın klasikleşen Modern Türkiye’nin Şifresi adlı kitabını veya benzer temaları işleyen birçok kitabı okumak, Türkiye ulus-devleti yaratılırken gayrimüslimlerin yaşadığı acıları, nasıl yerlerinden edildiklerini ve yerlerine Kafkaslar’dan ve Balkanlar’dan gelen Müslümanların nasıl bilinçli bir şekilde yerleştirildiğini anlamak açısından önemlidir.

Ben, hangi milletten veya kökenden olursa olsun insanların yaşadığı acıları görmezden gelecek veya bu acıları inkâr edecek biri değilim.

Türkiye’deki sol ve liberal çevrelerin, kendi siyasi rejimlerinin azınlıklarına daha insani ve empatiyle bakması açısından yaptıkları eleştiriler elbette önemli ve cesaret gerektiren şeylerdir. Türkiye’de bu tür eleştirileri yapanlar, özellikle aşırı Türk milliyetçileri veya derin devlet tarafından ağır aşağılamalara, tehditlere ve şiddet dolu ötekileştirmelere maruz kalabiliyorlar. Hem bilgili hem de medeni insanlar bu tür yollara başvurmaz.

Ancak bu madalyonun sadece bir yüzü.

Kıbrıslı Türk solcular ve liberaller Kıbrıs’ta yaşarken hergün Türkiye’ye bakıp Türkiye’deki gelişmeleri yakından devam ediyorlar. Türkiye’deki şefkatsiz ulus-devlet dünyasının daha insancıl ve daha eşitlikçi olmasını arzuluyorlar. Bu konuda da oldukça samimidirler.

Ancak madalyonun bir diğer yüzü daha var!

Ve bu, Kıbrıslı Türkleri daha da çok ilgilendiren bir konu olmasına rağmen bir kısmımız bu durumun pek de farkında değil.

Madalyonun diğer yüzü, 1821 yılında Yunanistan’ın bağımsızlık mücadelesiyle başlayıp 1922 yılına kadar uzanan süreçte Balkanlar’da yaşayan milyonlarca Müslümanın öldürülmesi ve yerinden edilmesidir. Balkanlar’da ve Rusya’daki milliyetçilerin ulus-devletleşme sürecinde Müslüman........

© Kıbrıs Postası