Nöroplastisitenin karanlığındaki ada: KIBRIS!
İnsan beyni, evrendeki en karmaşık yapıdır.
Zekanın kökenleri hala araştırılıyor olsa da IQ'nun sabit olmadığı, yaşam boyunca değişebileceği açıkça görülüyor.
Nörobilimci Paul D. MacLean 'a göre insan üç beyinli bir varlıktır. Bu teoriye göre beyin, evrimsel olarak iç içe geçmiş üç katmandan oluşur: En temel hayatta kalma içgüdülerini yöneten Sürüngen Beyin (Reptilian Complex), duyguları ve sosyal bağları kontrol eden Memeli Beyni (Limbic System/Mammalian Brain) ve mantık, dil gibi üst düzey işlevleri barındıran İnsan Beyni (Neocortex).
Ortalama bir yetişkinin dinlenme halindeyken beyni, vücut enerjisinin yaklaşık 'sini tüketir.
Güncel bilimsel çalışmalar; beyin aktivitesinin, parmak izi kadar benzersiz ve tanımlayıcı olduğunu ortaya çıkarmıştır: Nature Neuroscience dergisinde yeni yayınlanan araştırmaya göre, her insanın kendine özgü bir imza deseni var.
İnsan beyninde toplamda yaklaşık 86 milyar nöron (sinir hücresi) olduğu konusunda fikir birliği vardır. Bu nöronların her biri, sinapslar aracılığıyla diğer nöronlarla 15.000'e kadar bağlantı kurabilir. Yaşlandıkça nöronlar ölür. Özellikle 20 ila 90 yaşları arasında günde yaklaşık 85.000 nöron kaybı olduğu tahmin edilmektedir.
Öte yandan; Süngerler, sinir sistemi olmayan tek çok hücreli hayvanlardır. Sinir hücreleri veya duyu hücreleri yoktur. Stephen Hillenburg’un muhteşem zekâsı ile çizgi filmde karşımıza çıkan Sünger Bob’u tenzih ederiz! MIT araştırmacıları tarafından yürütülen yeni genetik analizler, deniz süngerlerinin 640 milyon yıllık kayalarda bulunan ilginç bir molekülün kaynağı olduğunu doğruluyor. Bu kayalar, çoğu hayvan grubunun gezegeni ele geçirdiği dönem olan Kambriyen patlamasından (540 milyon yıl önce) önemli ölçüde daha eski olup, deniz süngerlerinin Dünya'da yaşayan ilk hayvanlar olabileceğini düşündürmektedir.
Biliyorsunuz, Steve Jobs ve Mozart gibi ünlü yenilikçilere atfedilen “yalnız dahi” efsanesi var. İnsanlar bu efsaneyi seviyor çünkü kolay ve etkileyici bir anlatı sağlıyor. Ancak yenilik yalnız başına gerçekleşmez. Dünyamızı, etrafımızdaki her şeyi -ve herkesin yaptığı her şeyi- özümseyerek, beynimizde yeniden harmanlayarak ve ardından yeni versiyonlarını ortaya çıkararak yaratıyoruz.
Öncelikle, “Yalnız Dahi” Yoktur. Yaratıcılığın ve dehanın tarihsel olarak sadece birkaç seçkin bireye ait olduğu ve bu kişilerin fikirlerini tamamen tek başlarına, izole bir şekilde ortaya çıkardığı yanılgısını ifade eder. Ancak modern araştırmalar, bu mitin büyük ölçüde yanlış olduğunu ve dehanın aslında bilimsel topluluklar, iş birlikleri ve geçmiş çalışmalar üzerine inşa edilen toplumsal ve birikimli bir süreç olduğunu gösterir.
Yaratıcılık, harmanlayarak, kırarak, bükerek gelişir.
"Harmanlama", iki veya daha fazla fikri bir araya getirme işlemidir.
"Kırma" ise bir bütünü alıp parçalara ayırmak ve parçalardan yeni bir şey oluşturmaktır. Savaşın vahşetini göstermek için hayvanların, askerlerin ve sivillerin parçalarını kullandığı Picasso'nun ünlü, devasa savaş karşıtı tablosu "Guernica" örneği gibi.
"Bükme", bir kaynağı alıp bir şekilde onunla oynamaktır; örneğin bir caz grubunun her gece çaldığı aynı şarkıyı........
