Yavaş televizyon: Hız çağının yeni kaçış alanı mı?
Hiçbir televizyon programının sizi hızlandırmak yerine yavaşlattığını fark ettiniz mi? Ya da “hiçbir şey olmuyor” gibi görünen bir yayına takılıp uzun süre izlediğiniz oldu mu? Son zamanlarda karşıma çıkan bazı programlar dikkatimi çekiyor. Bir çiftlik evi… İnsanlar ekiyor, biçiyor, topluyor, pişiriyor. Başka birinde eski bir eşya özenle temizlenip onarılıyor. Sunucu yok. Dış ses yok. Bazen müzik bile yok. Sadece hayatın kendi sesi var. Bıçak tahtaya değiyor, su akıyor, ateş çıtırdıyor, kuşlar ve rüzgâr duyuluyor. İzlerken hem rahatladım hem de merak ettim. Arkadaşlarımla birlikte fark etmeden yorum yapmaya, sahneleri çözmeye ve tahmin yürütmeye başladık.
“Şimdi ne yapacak?” “Bunu neden yaptı?”
“Burası neresi?” Kimse bize ne düşünmemiz gerektiğini söylemiyordu. Ekran sustukça biz daha çok düşünmeye başladık. Bu yayın türünün adı Slow TV Yavaş Televizyon. Yeni değil, ama yeniden popüler Slow TV’nin kökleri eskiye dayanıyor. Ancak geniş kitlelerin dikkatini çekmesi, Norveç kamu yayıncısı NRK’nin 2009’da Bergen–Oslo arasındaki yaklaşık yedi saatlik tren yolculuğunu gerçek zamanlı yayınlamasıyla oldu. 2011’de ise Norveç kıyılarındaki bir gemi yolculuğu yaklaşık 134 saat boyunca ekrana taşındı. Bir tren ilerliyor, bir gemi yol alıyordu… ve insanlar saatlerce izliyordu. Bugün bu yaklaşım; no-talking konuşmasız, natural sound doğal ses ve ambient content atmosfer içerikleri gibi formatlarla hem televizyonda hem........
