Kurtlarla koşan kadınlar: içimizdeki vahşi kadını hatırlamak
Bazı kitapları okuruz ve bitiririz.
Bazı kitaplar ise bitmez. Bir hikâyesi yıllar sonra karşımıza çıkar, bir cümlesi başka bir yaşımızda başka bir anlam kazanır.
Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabı benim için biraz böyle.
Belki de tam bu yüzden bu kitap bir çırpıda okunup bitirilecek kitaplardan değil. Yavaş yavaş, sindire sindire, bazen bir hikâyede durup kendimize bakarak, fark ede ede okunması gereken bir kitap. Zaman zaman dönüp yeniden açılacak; başka bir yaşımızda, başka bir ruh hâlimizde bize başka şeyler söyleyecek bir başucu kitabı, bir rehber, bir yol gösterici gibi…
Estés sıradan bir yazar değil. Şair, travma uzmanı, Jungçu psikanalist ve kendisini eski bir gelenekten gelen “cantadora”, yani hikâyelerin taşıyıcısı olarak tanımlayan bir kadın. Yıllar boyunca masalları, mitleri, efsaneleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyeleri toplamış; sonra onların içinde kadın ruhunun izini sürmüş.
Ama Estés’in kendi hayatı da en az anlattığı hikâyeler kadar etkileyici.
Çocukken Macar göçmeni bir aile tarafından evlat ediniliyor; savaşın, göçün ve yoksunluğun izlerini taşıyan insanların arasında büyüyor. Yıllar sonra çocuklarını büyütmeye çalışan boşanmış bir anne olarak ekonomik zorluklarla mücadele ediyor; bir yandan düşük ücretli işlerde çalışıyor, bir yandan eğitimine devam ediyor.
Ve bütün bunların arasında Kurtlarla Koşan Kadınları yazmaya başlıyor.
Bir anne, bir öğrenci, çalışan bir kadın… Bir yandan hayatını kuruyor, bir yandan kitabını ilmek ilmek, hikâye hikâye yazıyor.
Yaklaşık 20 yıllık emeğin ardından kitap yayınevlerinin kapısını çalıyor ve tam 42 kez geri çevriliyor.
Bugün........
