menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Piyanonun tuşlarına kendimi bildim bileli dokunuyorum”

15 0
05.07.2026

Dünyaca ünlü Piyano Sanatçımız, Hasan Hastürer’in sorularını yanıtlarken ailenin desteğini, kendini sanat tutkusuyla yolculuğunu anlattı….

22 Haziran 2026 akşamı Bellapais Manastırı’nda, Deniz Kuvvetleri Bandosu eşliğinde piyano sanatçımız Rüya Taner’i çok etkilenerek izledikten sonra yazdığım yazımın bir yerinde şunları yazmıştım: “Rüya Taner bizim için farklıdır. Onun başarısında biraz da kendimizden bir parça buluruz.

Çünkü Rüya Taner’in arkasında yalnızca bireysel bir başarı hikâyesi değil, kuşaklar boyunca müziğe adanmış bir aile geleneği vardır.

Büyükbabası Zeki Taner, Kıbrıs Türk toplumunun ilk bando şefidir. Mücahitler Bandosu’nu kurmuş, yıllarca yaşatmış, müziği toplumsal hayatın önemli bir parçası haline getirmiştir.

Babası Yılmaz Taner ise yalnızca bir müzik öğretmeni değil, adeta bir müzik misyoneri olarak toplumumuzda iz bırakmıştır.”

Sonrasında Rüya Taner, KIBRIS TV’de konuğum oldu. Devamında buluşup konuştuk, sorularımı yanıtladı.

İşte soru ve yanıtlar

HASTÜRER: Anne ve babanız, sevgi coşkusu olan insanlar olarak görülür. Şifa ve Yılmaz Taner’in tek çocuğu olarak büyümek nasıl bir duygu?

TANER: Benim çekirdek ailem küçük; ancak kuzenlerimle hep çok iç içe büyüdüm ve bu beni her zaman çok mutlu etti.

Tüm yeğenlerimle kardeş gibi büyüdüm ve bütün mutluluğumu da hüznümü de onlarla paylaşıyorum.

Yeri geldi erkek yeğenlerimle hep erkek oyunlarını oynadım, ağaçlara tırmandım, topraklarda süründüm.

Yeri geldi kız kuzenlerimle halalarımızın mesleklerini onlar yapıyormuş gibi yapıp (hiç ailede olmamasına rağmen) hocalık oynuyorduk. Marketimiz varmış gibi satış yapıyorduk. Bulduğumuz ev eşyalarından satıcı da bizdik, alıcı da.

Hâl böyle olunca bu ortamdan çıkıp önce Ankara’ya, sonra Londra’ya gitmek benim için hiç kolay olmadı.

Şanslıyım. Bu uzun sanat yolculuğumda annem ve babam her adımda yanımda oldular. Her zaman ayaklarımın yere basmasını sağladılar.

İkisi de çok dost canlısı ve üçümüz, aslında arada kavga etsek de gülebilmeyi, birbirimizle olmayı çok seviyoruz.

Şanslı bir ailedeyim.

Annem ve babam, ben bu yolda yürüyebilmem için kendi hayatlarından fedakârlık ettiler.

Önce Londra’ya taşındılar. Annem bankacılığı bıraktı, babam kurmuş olduğu Devlet Senfoni Orkestrası ve Korosu’nu bıraktı ve yanımda yeni bir yolculuğa çıktık.

Okula giden uzun süren tren yolculukları… Saatlerce hocamın kapısında, soğukta arabada sıcak su torbası ve termosuyla bekleyen annem ve babam…

Hiç kolay bir süreç değildi.

HASTÜRER: Piyanonun tuşlarıyla ilk ne zaman dokunduğunu anımsar mısın?

TANER: Piyanonun tuşlarına kendimi bildim bileli dokunuyorum.

Onsuz bir dönem hatırlamıyorum. O hep hayatımda olmuş.

Olmadığı dönemlerde de zaten küçük yaşlarda haylaz bir öğrencinin yapacağı her şeyi yapıyordum.

HASTÜRER: Tüm çocuklar kolej sınavlarına hazırlanırken senin dünyanda neler vardı?

TANER: Tüm çocuklar koleje hazırlanırken ben onlardan bir yıl önce Ankara Devlet Konservatuvarı’na gitmeye hazırlanıyordum.

4-6’ya atlatılmıştım ilkokulda.

Bir an önce Ankara’ya, Mithat Fenmen Hoca’nın eğitimine girmek için hazırlanıyordum. Ancak üç yıl boyunca her ay hocama gidip ödev alıp geldikten ve giriş sınavını kazandıktan sonra okulun başladığı gün hocamızı kaybettik.

Hiç unutmuyorum. Yemekhanede nohut yemeği yiyordum. Arkadaşım bana, “Hocamızı kaybettik.” dediğinde yemeğim kaşıktan akıyordu.

Babamlar beni Ankara’da konservatuvara yerleştirip Kıbrıs’a dönmüşlerdi. Tam da o saatlerde babam bu haber üzerine ilk uçakla Ankara’ya gelip bana yeni hoca buldu.

Yine rahmetle andığım sevgili hocam Tulga Çetiz…

Dokuz ay Tulga Hocamla çalışmıştık. Kendisi bana ders verecek piyano bulamadığını, benim de çalışacak piyano bulamadığımı dile getirerek annemlerin Ankara’ya yerleşmesini önermişti.

Yaz tatili gelmişti. Annemler Ankara’ya gidecek şekilde hazırlanırken, iyi sıhhatte olsun, Piyanist İdil Biret konser vermek üzere Kıbrıs’a geliyor ve beni dinliyor.

Tulga Hocamın da arzusuydu benim Avrupa’ya gitmem. İdil Hanım da bu yönde görüş bildirince ailem araştırmaya başlıyor. Ancak benim yaş grubumun gideceği okullar yatılıydı.

Benim ailemle gidebileceğim bir düzene ihtiyacım vardı.

Tam o........

© Kıbrıs Gazetesi