Küresel ağırlık merkezinin kayması ve Türkiye’nin stratejik derinliği
İsveç’in Helsingborg kentinde Mayıs 2026’da gerçekleştirilen gayriresmî NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı, ilk bakışta ittifak içi diplomatik takvimin olağan bir halkası gibi görünse de, daha dikkatli okunduğunda küresel güvenlik mimarisinde yaşanan dönüşümün önemli işaretlerinden birini oluşturmaktadır. Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi öncesinde yapılan bu toplantı, yalnızca askerî taahhütlerin veya diplomatik pozisyonların güncellendiği teknik bir hazırlık süreci değildir. Aksine, ABD’nin küresel önceliklerini yeniden tanımladığı, Avrupa’nın güvenlik sorumluluğunu daha fazla üstlenmeye zorlandığı ve NATO’nun yük paylaşımı ilkesinin daha somut bir çerçeveye kavuştuğu yeni bir dönemin habercisidir. Bu dönüşümün merkezinde Washington’ın güvenlik stratejisindeki öncelik kayması yer almaktadır. ABD yönetiminin son dönemdeki askerî ve diplomatik hamleleri, dışarıdan bakıldığında yer yer karmaşık bir görüntü verse de, genel eğilim bakımından daha seçici, daha maliyet hesaplı ve müttefiklerden daha fazla katkı bekleyen bir güvenlik anlayışına işaret etmektedir. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Helsingborg’daki varlığı ve verdiği mesajlar da Washington’ın transatlantik bağları tümüyle terk etmediğini; ancak bu bağları yeni şartlara göre yeniden düzenlemek istediğini göstermektedir. Nitekim, 26 Aralık 2025 tarihinde kaleme aldığım “Washington’un Yeni Doktrini” başlıklı köşe yazımda da işaret ettiğim üzere, ABD ordusunun küresel komuta mimarisinde kapsamlı bir sadeleşmeye gidebileceği yönündeki tartışmalar, Washington’ın güvenlik önceliklerini yeniden tanımlama arayışının önemli göstergelerinden biridir. Avrupa Komutanlığı, Merkez Komutanlığı ve Afrika Komutanlığı gibi farklı coğrafi sorumluluk alanlarının ilerleyen dönemde “ABD Uluslararası Komutanlığı” ya da benzeri bütünleşik bir çatı altında ele alınabileceğine ilişkin INTERCOM senaryosu, bugün için tamamlanmış bir kurumsal karar değil; ABD’nin küresel güvenlik mimarisini daha dar, daha seçici ve daha maliyet odaklı bir çerçevede yeniden düşünmeye başladığını gösteren stratejik bir öngörü olarak okunmalıdır. Bu yönüyle tartışma, teknik bir idari ihtimalin ötesinde, ABD’nin küresel angajmanını daha seçici ve maliyet odaklı biçimde yeniden kurguladığını göstermektedir. Bu olası dönüşümün NATO........
