Çok kutuplu dünyada Türkiye: Dış politikada otomatik pilot bitti
Uzun yıllardır köşe yazılarımda, uluslararası sistemin tek kutuplu Batı merkezli bir düzenden çok kutuplu Doğu merkezli bir düzene doğru evrildiğini yazıyorum. 15 Ağustos 2023 ve 6 Aralık 2024 tarihli yazılarımda bu geçişin etkilerinin iyiden iyiye hissedildiğini, sekiz milyarlık dünya nüfusu içinde sekiz yüz milyonluk Batı’nın sistemi tek başına taşıyamayacağını belirtmiştim. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 8 Ağustos 2026 Cumartesi akşamı Anadolu Ajansı Editör Masası’nda anlattıkları, bahse konu tespitin artık devletin dış politika doktrini hâline geldiğini göstermektedir. TC Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye’nin Kafkaslar, Orta Doğu, Karadeniz, Akdeniz ve Balkanlar üzerinden geniş Avrupa coğrafyasına uzanan bir yönelimi bulunduğunu ifade ediyor. Bu, her yerde bulunma arayışından farklıdır. Asıl hedef, birbirinden ayrı güvenlik ve ekonomi havzalarında ayrı politikalar geliştirmek, fakat bunları tek bir dış politika aklı içinde uyumlaştırabilmektir. Bakanın deyimiyle her stratejik havza için ayrı bir perspektif geliştirmek ve gerilim alanları doğsa da bunları uyumlaştırmak gerekmektedir. Bu zorunluluğun en açık görüldüğü yer Karadeniz’dir. Rusya-Ukrayna savaşı askerî hedeflerin ötesine taşarak ticari gemileri ve lojistik hatlarını da içine almıştır. Bakan Fidan’ın tarifi nettir: “İlk önce askeri limanları, askeri gemileri vuruyorlardı; şimdi ticari bütün gemileri vuruyorlar ayrım yapmadan.” Türk sahipli, Türk bayraklı veya Türk personel taşıyan gemilerin de bundan nasibini alması, savaşın Türkiye’ye doğrudan temas ettiğini ortaya koymaktadır. Ankara’nın burada seçtiği yöntem dikkate değerdir. Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile iletişim kanallarını açık tutmakta, Ukrayna ile ilişkisini sürdürmekte ve seyrüsefer güvenliği için iki tarafa da moratoryum çağrısı yapmaktadır. Bakanın ifadesiyle bu konudaki talep Rus muhataplara da iletilmiştir. Ortada, ittifak üyeliği ile diplomatik hareket alanının birbirini dışlamadığını gösteren bir uygulama vardır; arabuluculuk kapasitesi de bu ara alanda oluşmaktadır. Aynı yöntem Ortadoğu’da da görülmektedir. Türkiye bir yandan yeni bölgesel savunma düzenekleri geliştirirken diğer yandan İran, Suudi Arabistan, Pakistan, ABD ve Avrupa aktörleriyle ayrı kanallardan temas kurabilmektedir. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, Kızıldeniz ve Babülmendep güvenliği ile Gazze’deki savaş birbirinden bağımsız dosyalar........
