menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD -İran mutabakatı ve savaşın stratejik bilançosu

19 0
16.06.2026

Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı harekât, Haziran ortasına gelindiğinde yalnızca askerî bir çatışmanın değil, küresel düzenin dayanıklılık sınırlarının da test edildiği bir krize dönüşmüştür. Yazının kaleme alındığı önceki günlerde süreç hâlâ ihtiyatlı bir ateşkes arayışı görünümündeydi. Ancak 15 Haziran’da ABD ve İran arasında mutabakata varıldığının ve resmi imzanın 19 Haziran’da İsviçre’de atılacağının duyurulması, tabloyu yeni bir eşiğe taşımıştır. Yine de bu gelişmeyi kalıcı barışın ilanı olarak değil, Hürmüz Boğazı üzerinden küresel ekonomiyi felce uğratan savaşın diplomatik olarak dondurulması şeklinde okumak gerekir. Bu süreçte asıl cephe İran hava sahası, Lübnan hattı veya Körfez sularıyla sınırlı kalmamış; enerji piyasaları, döviz dengeleri, altın ve gümüş fiyatlaması, deniz sigortacılığı, gıda tedariki ve büyük güç diplomasisi aynı anda savaşın parçası hâline gelmiştir. Hürmüz’ün yeniden açılması, ABD deniz baskısının gevşetilmesi, İran’ın dondurulmuş varlıklarına aşamalı erişimi ve nükleer programın 60 günlük teknik müzakere sürecine bırakılması, tarafların stratejik uyumundan ziyade ekonomik zorunlulukların sonucudur. Petrol, LNG, LPG, gübre ve petrokimya girdileri aynı düğümde kilitlendiğinde savaşın bedeli yalnız cephede değil; market rafında, elektrik faturasında ve merkez bankası kararlarında da ödenmektedir. ABD açısından bilanço ikilidir. Washington, İran’ın askerî-sanayi altyapısına ağır zarar vererek ve nükleer dosyayı yeniden uluslararası baskı altına alarak taktik kazanım sağlamıştır. Trump yönetimi açısından “savaşı bitiren liderlik” anlatısı iç siyasette işlevseldir. Ancak stratejik sonuç daha karmaşıktır. ABD, İran’ı kayıtsız şartsız teslim alamamış; Hürmüz’ün açılması için yaptırım gevşetme, ablukayı kaldırma, varlık serbestisi ve üçüncü taraf arabuluculuğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu tablo, Amerikan gücünün hâlâ belirleyici fakat artık sınırsız olmadığını göstermektedir. İsrail için bilanço daha serttir. Tel Aviv, İran’ın füze kapasitesine, komuta zincirine ve nükleer altyapısına zarar vermiş; fakat savaşın siyasi sonucunu belirleyen masada merkezî aktör olamamıştır. Lübnan, Suriye ve Gazze çevresinde........

© Kıbrıs Gazetesi