Tarih olan sinema sevdamız (1)
“Küresel ısınma” ve “iklim değişikliği”nin henüz gündem olmadığı yıllar öncesinde “Ağustos’un ikinci yarısı kıştır” gibi bir algı vardı… Ağustosun son günlerinde geceler serinlemeye başlar ve yazlık sinemalarımız da kışlık salonlara transfer ederdi… Ağustosun bu son günlerinde aklıma bu geldiğinde artık tarih olan toplumsal sinema sevdamız üzerine yazmak istencine kapıldım… Kıbrıs’ta yoksulluğun diz boyu olduğu günlerdeydik… Adadan göç, almış başını gitmektedir… Amerika’ya göçmen olarak gidenlerden biriydi Mustafa Ali adlı Kıbrıslı Türk… Ne ki, uzun süre yaşayamaz oralarda… Elle çalıştırılan bir projeksiyon makinesi ve sandıklar dolusu sinema filmiyle döner sevgili ülkesine. Tarih 1913’ün Mart ayıdır… İnsanların Paris’te, Lumiere Kardeşler sayesinde, ilk kez sinema büyüsüyle tanışmalarının 18’inci yıldönümü… Kıbrıs’ta “Sinemacı Ali” olarak isim yapan ve daha sonra teknik yeteneğiyle birlikte mesleğini de oğlu Kemal Sinemacıoğlu’na devredecek olan bu girişimci Türk, ilk sinema salonunu Lefkoşa’nın Sarayönü diye bilinen sokaklarında, bugünkü UBP Lefkoşa ilçe binasının tam arkasında açar… O sokağın bugünkü adı “Cumhuriyet”… Kıbrıs’ın bu ilk sinema salonu, etrafı branda bezinden perdelerle çevrili salaş bir mekândı. Sinemacı Ali, gösterilerini sadece o salaş salonla sınırlı tutmadı. Eline hangi film geçerse, derme-çatma salonlarda, bayram yerlerinde, köy panayırlarında halka göstermeye başladı. Yaz gecelerinde açık alanları kullandı… O günlerde elektrik ne gezer?.. Elle çalıştırılan projeksiyon makinesinin merceği önünden geçen görüntüler, gazyağıyla yanan bir lambadan gelen ışıkla 3-4 metre ötedeki çarşaf perdeye yansıtılıyordu.........
