menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Asgari ücrete % 100 zam şart

16 0
14.08.2026

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi, devletin niteliklerini sayarken "sosyal bir hukuk devleti" vurgusunu en başa koyar. Sosyal devletin en birincil görevi ise, vatandaşlarının insan onuruna yaraşır bir hayat sürmesini garanti altına almaktır. 

Bugün gelinen noktada asgari ücret, bir geçim ücreti olmaktan çıkmış, adeta bir sefalet sınırına dönüşmüştür. Milyonlarca işçinin emeği, enflasyon karşısında her geçen gün erirken, bu duruma sessiz kalmak sosyal devlet ilkesiyle açıkça çelişmektedir.

Ekonomik krizlerin ve yüksek enflasyonun faturası, her dönemde olduğu gibi yine emeğiyle geçinen kesimin sırtına yüklenmek istenmektedir. Oysa hukukun temel ilkeleri ve evrensel insan hakları beyannameleri, emeğin karşılığının adil bir şekilde ödenmesini şart koşar. 

Bu bağlamda, mevcut ekonomik şartlar değerlendirildiğinde, çalışanların asgari yaşam standartlarına ulaşabilmesi için asgari ücrete % 100 zam yapılması artık bir lütuf değil, hukuki ve insani bir zorunluluktur.

İŞVERENLERİN DEĞİŞMEYEN TEHDİT DİLİ VE "MALİYET" SAFSATASI

Türkiye'de ne zaman emekçinin hakkı, maaş artışı veya refah payı gündeme gelse, sermaye sahiplerinden hep aynı refleks yükselir. Laf, asgari ücretten açılınca herkesten önce iş verenler ayağa kalkar. “Maliyetler karşılanmıyor, işçi çıkarmak zorunda kalırız, iş yerleri kapanır” gibi safsatalar birden bire ortalıkta dolaşmaya başlar.

Bu argümanlar, hukuki ve rasyonel bir temelden yoksundur. İşverenlerin kriz dönemlerinde ilk feda ettiği unsurun işçi maaşları olması, ne iş kanununun ruhuna ne de hakkaniyet ilkelerine uygundur. 

İşveren sendikaları ve sermaye çevreleri, sürekli olarak üretim maliyetlerinin yüksekliğinden dert yanarken, kendi kâr marjlarından ve büyüme oranlarından asla bahsetmemektedir. İşçinin boğazından geçecek olan birkaç lokma ekmeğin hesabını yapanlar, lüks harcamalarından ve şirket kârlarından en ufak bir taviz vermeyi nedense hiç düşünmemektedirler.

Hukuki açıdan bakıldığında, bir işletmenin varlığını sürdürebilmesi, işçisinin asgari haklarını gasp etmesi üzerine kurulamaz. 

Eğer bir müessese, çalıştırdığı insana insanca yaşayabileceği bir ücret ödeyemiyorsa, orada yapısal bir yönetim ve ahlak sorunu var demektir. İşçiyi işten çıkarma tehdidiyle baskı altında tutmak, en temel anayasal hak olan "çalışma hürriyeti ve hakkını" dolaylı olarak engellemek anlamına gelir.

ENFLASYON TUZAĞI VE ERİYEN ALIM GÜCÜ

İşçi sınıfının karşı karşıya kaldığı en büyük haksızlıklardan biri de, zamların henüz cebe girmeden piyasaya yansımasıdır. 

Laf, asgari ücretten açılınca asgari ücretli daha zammı eline almadan iğneden ipliğe her bir kaleme zam geliyor. Asgari ücretli, daha maaş zammını alamadan zam, elinden alınmış oluyor.

Bu durum, serbest piyasa ekonomisinin denetimsizliğinden ve fırsatçılıktan kaynaklanan büyük bir hukuksal boşluğun bir........

© Kayseri Gür Haber