Tekbirler, sloganlar neye dönüştü?
Benin kuşağımın lise ve üniversite yılları 70’lerin ortalarından 80’lerin başlarına kadardır.
Güya politikaya aklımızın erdiği, ideolojilerle alış-verişe girdiğimiz yıllar.
Kimimiz solcu, kimimiz sağcı…
Babam İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda ve Yüksek İslam Enstitüsünde okuyordu. Ailemiz, dostlarımız, yakınlarımız, babamın okul arkadaşları hepsi mütedeyyin insanlardı. Necip Fazıl’ı, Şevket Eygi’yi, Nurettin Topçu’yu hatta Peyami Safa’yı biliyorlardı. Mahir İz Hoca Üsküdar’daki evimize birkaç kez gelmiştir.
Böyle bir ortamda solcu olma ihtimalimiz çok zayıftı. ‘Sağcı’ olmaya daha yakındık. Olduk mu?
Olduysak bile aklımız ermeye başladıktan sonra sağcılık bizi terk etti.
Kendimizi İslamcı olarak tanımlamıyorduk fakat birisi öyle tanımladığı zaman pek itiraz da etmiyorduk.
Ne yaptık 70’li yıllar boyunca?
Mahallemizdeki, okulumuzdaki, şehrimizdeki solcu ve sağcı akranlarımızda tartıştık.
Sağcı akranlarımızla daha çok ırkçılık, bizim kullanmayı tercih ettiğimiz tabirle kavmiyetçilik, solcu akranlarımızla daha çok ekonomi ve tarih üzerine tartıştık.
Sağcılarla da solcularla da bazı müştereklerimiz vardı.
Dini konularda sağcılarla ihtilafa düşmüyorduk. Ama dinin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda anlaşamıyorduk.
Solcularla sistemin değişmesi gerektiği konusunda hemfikir sayılırdık.
Solcular sömürüldüğümüzü söylüyordu, biz de söylüyorduk.
Ama sistem nasıl değişecekti?
Solcular fakirliğin veya........
