menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cinayet işleyen 15-17 yaşındaki kişi ‘çocuk’ mudur?

13 1
23.01.2026

15 yaşındaki bir genç, 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ı kalbinden bıçaklayarak öldürdü.

Bu ikinci bir Minguzzi olayı…

Bir yıldır Türk kamuoyunun gündemini meşgul eden Minguzzi cinayetinin yankıları hala sürüyor. Sosyal medyada cinayete ilişkin başlatılan tartışmaların harareti henüz dinmemişken aynı türden gerçekleşen bu acı olay, “genç yaştaki faillerce işlenen cinayetler” olgusunu, çok daha yoğun ve hararetli bir biçimde yeniden ülkenin tartışma gündemine taşıdı.

Epeyce bir süredir ülkenin asayiş sorununu derinleştiren ve suç profili içinde ciddi oranda ağırlık kazanmaya başlayan “yeni nesil çetelerce işlenen cinayetler;” bu olgunun aynı zamanda akademik camia ve ceza hukuku çevrelerince daha bir dikkat ve ilgi ile izlenmeye başlanmasını sağladı. Bu bağlamdan süregelen tartışmalar, özellikle “suça sürüklenen çocuklar” kavramı üzerinden yürütülüyor.

Söz konusu kavram, temelde suç işleyenin, işlediği fiilin öznesi olmaktan çok içinde bulunduğu çevrenin, ailenin, yoksulluğun ve sosyal şartların mağduru olduğu; çocukluğundan doğan kırılganlığı nedeniyle de cezalandırılmaktan çok korunması gerektiği varsayımına dayanıyor. Sonuçta failin, “suç iradesi” ile çocukluk gerekçesiyle atfedilen “mağduriyeti;” yani “taşıdığı kasıt” ile “korunmaya muhtaç olduğu varsayımı” aynı kavramsal zeminde/aynı potada ele alınmış oluyor. Doğal olarak bu yaklaşım, failin mağduriyetini işlediği suçun önüne geçirerek kendisini hukuki bir koruma kalkanına kavuştururken; işlediği suçun kurbanı olan (öldürdüğü) kişinin mağduriyetini ikinci plana atmak ve ona karşı işlenen suçu “gereği gibi cezalandırmamak” gibi mazur görülemeyecek bir garabete yol açıyor.

Minguzzi ve Çağlayan cinayetlerinin yanı sıra, genelde çaresizlik ve çözümsüzlük içindeki ergenleri sokaklardan devşirerek acımasız birer tetikçi ve katil haline dönüştüren yeni nesil çetelerin büyük şehirlerde oluşturduğu yaygın suç ekosistemi de tüm bu noktaların sorgulanmasını temel bir zorunluluk haline getirdi.

Siyasi temsilciler, asayiş birimlerinin ve adli mercilerin yetkilileri, cinayet sonrasında art arda yaptıkları açıklamalarda; olayın üzerine titizlik ve ciddiyetle gidileceğini, failin hakettiği cezayı alacağını vurguladılar. Ancak ceza hükümleri, mevcut yargılama pratikleri ve ceza infaz rejimi çerçevesinde yapılabilecek olanlar; failin gerektiği şekilde cezalandırılması beklentisine cevap vermeye elverişsiz bir hukuki zemine işaret ediyor. Dolayısıyla fiilen gerçekleşecek cezanın, halkın vicdanında adalet duygusunun yerini bulmasını ve maktül yakınlarının acılarını dindirmesini sağlayamayacağını gösteriyor.

Sorunun, mevcut kalıpların dışına çıkılarak; yeni bir bakış açısıyla, kapsamlı reformlar, hukuki ve kurumsal düzenlemelerle radikal bir çözüme kavuşturulması gerektiği; kollektif ve yaygın bir beklenti olarak artık toplumun her kesiminde yüksek sesle dile getiriliyor.

Artık tüm bu arayışın merkezinde duran şu soruyu çekinmeden kendimize sormak ve cevabını içtenlikle vermek zorundayız:

Cinayet işleyen 15 yaşındaki kişi, “çocuk” mudur?

Artık internetin, sosyal medyanın, dijital teknolojilerin ve küresel etkileşimin belirleyici olduğu bir çağda yaşıyoruz.

Bu çağda çocukluk ve ergenlik tecrübesi, geçmiş dönemlere kıyasla çok daha erken yaşlarda yoğunlaşıyor, hızlanıyor ve şekilleniyor. Çocuklar; bilgiye erişim, yetişkin davranış kalıplarıyla temas, şiddet ve suç imgeleriyle karşılaşma bakımından geçmiş kuşaklardan çok daha erken bir evrede hayatın içine çekiliyor.

Suç işleme yönünde bilinçli bir........

© Karar