menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yolun sonunu göremeyen Türkiye gençliği

37 0
05.06.2026

Yönetmen John Hillcoat’un, Cormac McCarthy’nin Pulitzer ödüllü romanından sinemaya uyarladığı The Road (2009), apokaliptik zamanları anlatan sayısız filmden birisi gibidir. Gökyüzü külle kaplanmış, şehirler harabeye dönüşmüş, ormanlar ölmüştür ve insanlık geriye kalan son kırıntılar için birbirini avlamaktadır. Filmin merkezinde ismini öğrenemediğimiz bir baba ile küçük oğlu vardır. Ellerindeki birkaç parça eşyayla güneye doğru nereye gittiklerini tam olarak bilmeden yürürler. Yolun sonunda kendilerini neyin beklediğini de bilmezler. Bu belirsizliğe rağmen yürüyüşe devam ederler. Filmin asıl ağırlığı da buradadır aslında. Ne romanın yazarı McCarthy ne de onu filme uyarlayan Hillcoat dünyanın nasıl yıkıldığını anlatmakla ilgilenmez. Çünkü insanı tüketen duygu aslında felaketin kendisi değildir, felaketten sonra hangi dünyanın kurulacağını bilememektir. Küllerin arasından geçen baba ile oğulun taşıdığı yük “açlık” kadar, “belirsizliğin” ağırlığıdır.

Son yıllarda Türkiye’deki gençlere baktığımda aklıma sık sık bu film geliyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz manzara çok başka bir yerde duruyor. Uzun yıllar boyunca Türkiye’de insanlar yoksulluktan şikâyet etti, fırsat eşitsizliklerinden yakındı, siyasi gerilimlerle yaşadı. Buna rağmen hayatın görünür bir istikameti vardı. Çalışmanın, okumanın, meslek edinmenin ve sabretmenin sonunda nasıl bir hayata ulaşılabileceği aşağı yukarı tahmin edilebiliyordu. Yol zorluydu fakat görünüyordu. Bugün ise gençlerin karşı karşıya olduğu mesele yolun zorluğunu çoktan geride bıraktı. Bugün yaşanan zorluk yolun sisler içinde kaybolmuş olmasıdır.

Ülkenin hem siyasi hem kültürel panoramasıyla alakalı okuduğum romanları, izlediğim filmleri düşünüyorum. Büyükleri........

© Karar