menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sandalyenin boyu değil, rızanın daralması

12 0
13.02.2026

Türkiye’de siyaset uzun süredir metinlerle değil sahnelerle ilerliyor. Hukuki düzenlemeler teknik bir dilde yapılır, ancak toplumsal belleğe yerleşen şey maddeler değil görüntüler olur. Bu nedenle Adalet Bakanlığı’ndaki devir teslim töreninde ortaya çıkan sandalye yerleşimi tartışması sıradan bir protokol ayrıntısı olarak kalmadı. Birkaç santimetrelik yükseklik farkından sistem analizi üretmek aşırı bir yorum sayılabilir. Ancak o görüntünün neden bu kadar hızlı büyüdüğünü anlamadan geçmek siyasal zemindeki birikmiş gerilimi görmezden gelmek olur. Sembol kendi başına güçlü değildir. Onu güçlü kılan bağlamdır.

Burada iki düzlem iç içe geçiyor: sembol ve temsil.

Sembol düzleminde Napoléon örneği öğretici bir mercek sunar. 1804’te Notre Dame’da Papa’nın önünde tacı kendi başına yerleştirdiği an sıradan bir törensel jest olarak okunamaz. O sahne meşruiyet kaynağının kiliseden alınarak lider iradesine taşındığını ilan eden bilinçli bir koreografiydi. Tarihsel bir eşik görsel bir iddia ile sabitlendi. İktidar yalnızca hukuki düzenlemeyle pekiştirilmedi, aynı zamanda estetik bir jestle tahkim edildi. Sembol ile kurumsal dönüşüm arasında organik bir bağ kuruldu.

Türkiye’deki sandalye görüntüsü tarihsel bir eşik anlamı taşımaz. O an Napoléon’un tacını kendi başına yerleştirdiği sahneyle aynı ontolojik düzlemde ele alınamaz. Fakat belirleyici olan görüntünün niyeti değil, düştüğü zemindir. Semboller tek başlarına kriz yaratmaz. Gerilimle yüklü bir atmosfere temas ettiklerinde ağırlık kazanırlar. Siyasal bağ zayıfladığında en küçük ayrıntı bile mesafenin görünür hâline dönüşür. Güven derin olduğunda görüntü sıradanlaşır. Güven aşındığında aynı görüntü yoğunlaşır ve anlam yüklenir. Tartışılan şey sandalyenin uzayıp kısalması değildir. Görünür hâle........

© Karar