Pasta yoksa antrikot yesinler
AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, Meclis’te verilen iftar menüsüne yönelen eleştiriler karşısında kürsüden şu cümleyi kurdu: “Akşama peynir ekmek yiyelim, hiç fark etmez. Milletimiz ne yiyorsa biz aynı şeye talibiz.” Bu sözün söylendiği sofrada bugün Türkiye’de birçok ailenin mutfak bütçesini oldukça aşan bir iftar menüsü bulunuyordu. Keşkek yatağında dana antrikot menünün ana yemeğiydi.
Aynı günlerde Türkiye’de et fiyatlarının son 5 yılda 15 kat arttığı, asgari ücretlinin et alım gücünün 73 kilodan 48 kiloya gerilediği ve geniş kesimler için etin gündelik hayatın sıradan bir parçası olmaktan giderek uzaklaştığı vakıaydı. Bu tablo karşısında mesele yalnızca bir iftar menüsünün zenginliği ya da bir devlet kurumunda verilen yemeğin niteliği sayılmaz. Gerçek olan şu ki siyasal söylem ile toplumsal gerçeklik arasındaki mesafenin kapanmayacak ölçüde açıldığını gösteren delirtici bir kopuklukla karşı karşıyayız.
Tarih çoğu zaman savaşları, yıkımları ve yeniden kuruluşları yazar gibi görünür. Kronikler hükümdarların kararlarını, orduların hareketini ve imparatorlukların yükselişini kaydeder. Fakat bazı anlar vardır ki bir çağın zihniyetini anlatmak için ne savaşlara ne de büyük ideolojik tartışmalara ihtiyaç duyulur. Bir yöneticinin kurduğu tek bir cümle, bir sofrada duran bir tabak ya da gündelik hayatın sıradan görünen bir ayrıntısı iktidarla toplum arasındaki ilişkinin hangi noktaya ulaştığını bütün açıklığıyla ortaya çıkarır.18. yüzyıl Fransa’sı bu sembolik anların en bilinenlerinden birini üretmiştir. Halk ekmek bulamadığını dile getirirken saray çevresinde dolaşan o meşhur söz ortaya çıkar: “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.” Bu sözün gerçekten Marie Antoinette’e ait olup olmadığı tarihçiler arasında tartışma konusu olsa da anlam yükü tartışma götürmez. Çünkü o cümle tek bir kişinin zihnini anlatmaktan çok daha fazlasını ifade eder. Saray sokağı görmez, bilmez ve kendi konforundan ödün vermez…
Siyasal iktidarların........
