Kötülüğün sürdürülemezliği üzerine
Tarihin her kırılma anında karakter krizi yaşanır. Devletler yerinden oynar, kurumlar çöker, her şey alt üst olur fakat insanın içindeki güç arayışı hep aynı kalır. Bugün yaşadığımız çağ da bir güç sınavından çok, bir karakter buhranıdır. Yeni dünya düzeni teknolojisiyle, hızıyla, iletişim ağlarıyla ışık hızında yenileniyor ancak bu yeni düzenin ruhu, kötü liderleri taşıyacak kadar geniş değil artık.
Kötülük artık bir öfke biçimi olmaktan çıktı, yorgun, entelektüel görünümlü süs eşyasına dönüştü. İnsanlık, tiranların aynı nutuklarını binlerce kez kez dinledi, kurtarıcı maskesiyle sahneye çıkanların yüzündeki kibir, sonunda bir tür gösteri nesnesi hâline geldi. Şiddet, zarafetle ambalajlanınca kimse rahatsız olmamayı öğrendi. Yalan, retoriğin içinde kendine estetik bir baş köşe buldu. Artık yıkılış silah, savaş top seslerinden de önde, kelimelerin içindeki boşluktan duyuluyor.
Bir çağın çöküşü her zaman gürültüyle gelmez ki, bazen hakikate gösterilen kayıtsızlığın sessizliği bütün surlardan daha yüksek bir yankı yaratır. Biz tam da o sessizliğin içinde yoksun bir gürültü çağında yürümeye çalışıyoruz. “Yeni dünya düzeni” sözü, çoğu zaman siyasal bir terminoloji olarak anılır, oysa gerçekte insan vicdanının eşiğini tarif eder. Bir çağın iç sesini yitirdiği o kırılma noktasını.
Roma’nın son günlerinde Seneca, “İktidarın çürüyen kokusu” lafzını kullanırken kendi çağı olduğu kadar bugünleri de sezmişti. Tabi gücün kaynağı artık korku değil, algı ya da korkunun yerini alan seyirci rızası. Siyaset, görünüşü gerçeğin önüne taşımayı öğrendi, imajın kudreti, adaletin sesini deli gibi bastırıyor. Hakikat susturulmuyor bile, ilgisizliğin sessiz arasında eriyerek yıpranıyor.
Tarih boyunca büyük krizler, büyük liderleri imtihana çağırdı. Churchill, karanlığın ortasında halkına yalnızca “kan, ter ve........
