menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vahşetin çağrısı: İran-ABD-İsrail

44 0
11.03.2026

S. Zweig insanlığın zaman zaman aklını yitirdiği anlardan söz eder. Ona göre medeniyet, insan doğasının üzerine gerilmiş ince bir kabuktan ibarettir. Uygun şartlar oluştuğunda bu kabuk kırılır ve altından eski, ilkel ve karanlık yüz yeniden görünür.

Tarih de bunu doğrular. İnsanlığın hikâyesi yalnızca ilerlemenin, bilimin ve medeniyetin hikâyesi değil. Aynı zamanda insanın insana uyguladığı şiddetin de tarihidir. Doğada kendi türüne karşı bu ölçekte sistematik ve kitlesel şiddet uygulama konusunda insan neredeyse benzersiz.

Şiddetin kökenine dair anlatılar insanlık kültürünün en eski metinlerinde de karşımıza çıkar. Habil ile Kabil hikâyesi bu anlatıların en sembolik olanı. Kabil kardeşini öldürürken muhtemelen kendisini haklı görüyordu. İnsanlık tarihindeki pek çok katliam da aynı zihinsel mekanizma içinde gerçekleşmiştir: Fail kendi gözünde her zaman haklıdır.

Toplumlar çoğu zaman kendi krizlerini bir günah keçisi üzerinden çözmeye çalışır. Bir suçlu figür yaratılır ve kolektif öfke onun üzerine yöneltilir. Böylece şiddet yalnızca mümkün değil, aynı zamanda “gerekli” hale gelir.

Bugün yanıbaşımızda cereyan eden şiddet sarmalı karşısında nasıl bir tavır alacağımız konusunda çoğumuzun zihni bulanık. Çünkü çoğumuz olaylara objektif bakamıyor, aidiyetlerimiz bizi yönlendiriyor.

Din, mezhep, etnik kimlik, ideoloji, politik sadakat…

Bu durum yeni değil. H. Arendt’in totalitarizm analizleri, modern insanın çoğu zaman düşünmek yerine kendisine verilen düşünme kalıplarını tekrar ettiğini gösterir. İnsanlar çoğu zaman düşünmez; yalnızca kendilerine verilen düşünceleri tekrar eder.

Bir bakıma aklımızı başkalarına kiraya veririz.

Bu sadece bize özgü değildir. İsrail’deki Yahudi toplumunun önemli bir kesiminde de,........

© Karar