“Rojava”nın kaybını Kürtler PKK’ya sormayacak mı?
Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan, tarihi okursak çok daha öncesinden belli idi. Burada uzun uzun SDG’nin neden günlerinin sayılı olduğunu, mevcut durumunun sürdürülemezliğini, PKK’nın Kürt aklını vesayet altına aldığını, yeni Suriye’nin ülkedeki her unsur için yeni riskler ama aynı zamanda yeni fırsatlar doğurduğunu çok tartıştık.
Rojava’nın, sınırları ve genel algılanışı açısından “jeopolitik bir illüzyon” olduğu konuşulduğunda illüzyondan beslenenler ve bu konfordan vazgeçmek istemeyenler için itiraz edilmesi anlaşılırdı. Ancak illüzyon sona erdiğinde buna inanan geniş kitlelerdeki hayal kırıklığını yönetmek pek kolay olmayacak gibi görünüyor.
Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti, nüfusu, altyapısı, tarihi ile nasıl gerçek, sahici ve somut ise “Rojava” da o kadar temelsiz ve iddialı bir söylemdi. Jeopolitik şemsiye ortadan kalktığında siyasi haritanın da normalleşmesi kaçınılmazdı.
SDG’nin varlığını ayakta tutan tek dal ABD’nin desteği idi onun da sadece IŞİD hapishanesinin gardiyanlığı karşılığındaki desteğinin sınırları vardı. Burada tartışılması gereken son bir yıldaki geçiş sürecinin nasıl yönetildiği. Arapların hâkim olduğu bölgelerin Şam yönetimine geçmesi üzerinden Kürtlerin ne kaybettiğini tartışmak anlamsız. Sonuçta bu bölgeler zaten aslında YPG kontrolünde olmaması gereken, IŞİD tehlikesi ve eski Şam yönetiminin tercihi ile SDG başlığında değerlendirilen bölgelerdi.
Ancak ortada bir kayıp varsa o da Suriye Kürtlerinin yeni........
