menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sofranın birliği insanın dirliği ya da süslü patates salatası*

35 0
30.06.2026

Sofranın ne zengin ve geçişken bir olgu olduğunu anlamak için en eski metinlerden bugüne değin kapladığı yere bakmak yeterlidir. Sanki insan onunla başlamış dünya ile irtibatı tam karşılığını böylece bulmuştur. ‘Gök Sofrası’ndan tutun Dede Korkut’a, Yunus Emre’den Mai ve Siyah’ın açılış sahnesine değin sofra katman katman önümüze yayılır. Sofradan maksat sermektir. İnsanın kendisine ve diğerlerine gönlünü açmasıdır. Bu yüzden bir görgü ve kültür meselesidir sofra. Düş, düşünce ve ahlâk konusudur aynı zamanda. Herkesin sofrasına oturulmadığı gibi herkes sofraya çağrılmaz. Yemektir sofra ve kişinin bilgisi, bilinci, yaşama şevki oraya yansır. Her âdemin harcı değildir bu yüzden. Maharet kadar cesaret de gerekir. Bazen cesaret de işe yaramaz. Bir şey denersiniz olmaz. Tat, tuz vermez. Nasreddin Hoca’nın dediği gibi ‘karla ekmek yemeyi icat etmiştir ama kendisi de beğenmemiştir.’ kendisi.

Benim gibi çocukluğundan bu yana yemeye içmeye, sofraya mutfağa, yağa tuza, cızırtı sesiyle dumana, çatal bıçak çekişmesinden su dökülüşüne meraklı biri için yemek oyun olduğu kadar terapi de sayılır. Herkesin hilafına soğanı biberi iri doğramak, yeri geldiği vakit havuç ile bulguru bağdaştırmak olunca oldu, olmayınca ne yapalım olmadı demek de var. Hele sofrayı anlatan bir kitapla karşılaşınca sormayın gitsin. Bu kez karşıma Sula Boziş’in kitabı çıktı. Sofra kadar yemeğin melezliğini bilmez değilim. Hatta asıl iletişim ve etkileşim onunla başlar. Yeni taşınmış veya yoldan gelmiş komşunuza bir kap yemekle indiğinizde........

© Karar