Kültür kimin işidir?
Çağımızda pek çok kavram gibi kültür de yerinden edildi. Kriz dönemlerinde en çok tartışılan konu olduğu halde artık tartışılmıyor bile çünkü kültürü incelemek onu yaratmanın yerine geçti. Arkeolojik ruhunun kabarması diyebiliriz buna. Bir kere bir alan yaşamdan kopup arkeolojinin alanına dahil edildiğinde hemen her şeyin değeri değişir. Her bir parça yine vardır ama artık hayatın bir meselesi değildir. Kültürlerin yarıştığı, kıyaslandığı zamanların da dışındayız. Zaten doğası gereği kültürler birbirleriyle yarışmazlar. Sadece oluş haklarını kullanırlar. O katı, donuk bir olgu olmayıp her an geçirgenliğe yatkın esneklik içindedir. Kendi oluşunu bütün bu ihtimaller içinde gerçekleştirir. Kapitalizm çağının devamında gelen kültür araştırmaları ve medeniyet tasvirleri ister istemez bir üstünlük, öncülük söylemi de geliştirdiler. Kolonyalist anlayış ontolojik yönden ihtiyaç duyuyordu böylesi söyleme. Nice kaynağa yansımış beyaz adamın ‘medeniyet götürme’ mottosu unutulmasın. Oysa Claude Levi- Strauss gibi öncü antropolog ve düşünürler hükmü sonradan verdiler. Batı söyleminin canını sıkma pahasına geri durmadılar kültürü tanımlamaktan. Şöyle demişti özetle Strauss; ileri veya geri kültür diye birşey yoktur. Sadece kültür vardır.
Son yüzyılda en baskın şekilde kültür üreten kurumlar arasında sinema ve edebiyat gelir. Resmin içsel tepkiselliğini paraya devretmesinin üstünden hayli zaman geçti. Sinema çok bileşenli yapısıyla teknolojiyi de hep içerleyerek yaygın bir kültür üretti. Sadece Hollywood değil değil dünyanın pek çok bölgesinde özgün yönetmenler farklı dillere büründürdüler sinemayı. Pandemi dönemine kadar sinema bir küresel kültür aktörüydü. Fakat finans yanında dijital kültürdeki çılgın gelişmeler, yapay zekanın önlenemez........
