menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kendi elimle kesip yâre verdiğim kalem…

29 0
27.06.2026

Felek denilen olguyu bir kader öznesine çeviren başka kültür var mıdır bilinmez ama sanki âlemin kat kat geçişkenliğinde ele geçirilemez ne varsa onunla karşılamaya çalışmışız. İnsanı sadece bir âlem değil âlemler arasında özge bir âlem diye görerek de hayli boyutlandırmışız bu içinden bir türlü çıkılamayan durumu. Öyledir de zaten insan ne kendi içinden çıkıp kurtulabilir ne de kat kat âlemlerin sırrına erebilir. İster dünya ister gökyüzü ister uzay isterse talih diyelim felek her hal ve şartta bunları aşar nihayetinde insanın kalbine, gönlüne, ruhuna oturur. Oturmakla kalmaz bütün serzenişlerin gönül kırıklıklarının merkezi olur. Neyzen Tevfik’in diliyle ‘yaman ve altatıcı’ karaktere bürünür. Fakat feleğe asıl kisvesini giydirip de sönmüş büyük bir yıldız misali semâmıza asan Enderunlu Vasıf’tır. “Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner,”

“Gam ü şâdî-i felek böyle gelür böyle gider.” Eninde sonunda feleğin sillesinin kaçınılmazlığını sezmiş olmasından olacak insana büyük bir öneride bulunur. Yokluğun o büyük toz dumanı varlığımızın şehrini kaplamadan görünenleri boş ver, suyun şırıltısından umudu kes, varolmanın lezzetiyle kendinden geç, der.

Böyle söylemesine söyler de şair, her fâninin harcı değildir ihtiyaç katından zevk katına yükselmek. İnsan olarak o denli akıl çelen eşiklere oturtur ki bizi felek, iştahtan başımız döner. İşte ne olursa ondan sonra olur. Felek çarkının görünmez bıçaklarıyla her dönüşte........

© Karar