Çağırmak veya çağrı...
Bakmayın siz şimdilerde o güzel kelimenin bankaların, anlı şanlı şirketlerin devlet kurumları ve benzerlerinin etkin iletişim adına kurdukları çağrı merkezlerinin ağına düşmesine. Kelime ki bizi yaratır, kurar, şekillendirir ve hayatımızın sembolü kadar hakikati de olur. Çağrı kelimesinin dünden bugüne bizi nasıl çekip çevirdiği içimizi ve kainat dünyamızı nasıl karşıladığını anlamak isteyen şiire, şarkı ve türkülere yetmedi folklor ve inanç sistemimize bakabilir. Söze bağlı olmakla birlikte bedenin ve ruhun neredeyse bütün hallerini o kapsar. İslamiyetin doğuş zamanlarını anlatan film belki de asıl ismini ‘Çağrı’ olmakla bulmuştur mesela. ‘The Message’ veya ‘ ‘ Er- Risale’ bir anlam taşıyabilir ama hiçbir zaman ‘çağrı’nın özünü dolduramaz. Çağrıdaki şiiriyet kadar maneviyat, sözsel çekim kadar anlam çiçeklenişi diğerlerinde yoktur. Çünkü çağrı söz ve onun değeriyle yakından ilgilidir. Çağrıyı yapan sözü, düşüncenin, duygunun ve beden dilinin bütün ihtimalleriyle bezer. Hakikat ebedi çiçeğe durur.
Benim çocukluğumda birini düğüne çağırmak için ‘okumak’ kelimesi kullanılırdı. Okumak malum literatürümüzde çok bağlamlıdır. Bugün yazıyla ilişkilendirilse bile okumanın ilk hali söylemeye çıkar. Düğüne okunan kişi sözün en yüksek derecesiyle muhatabına seslenir. Ezanın okunması gibi. Söz ve söylemek maksadı taşıyabilir ama okumanın çağrısı bambaşka bir iklim etkisi yapar. O sebepten sözün çağrısı kadar bedenin çağrısı........
