Avrupa Birliği hikayemiz o kadar sıkıcı ki…
Elli yıla yaklaşan gazetecilik hayatımın önemli bir bölümünün, Türkiye’nin Avrupa Birliği macerasına tanıklık etmekle geçtiğini söylesem herhalde yanlış olmayacaktır.
En azından kendi açımdan itiraf etmem gerekiyor ki ben bu hikayeden çok sıkıldım. Avrupa Birliği hikayemizin sadece son 30 yılının seyir grafiği çıkarılsa, herhalde 2004 yılında ‘Tam Üyelik Müzakere Süreci’nin başlaması hariç aslıda Türkiye açısından hiçbir şeyin değişmediği rahatlıkla görülecektir.
AK Parti iktidarı öncesi dönemlerde de neredeyse bütün AB raporlarında Türkiye, “yarı askeri” bir rejim olarak tanımlanıyor, Avrupa değerlerinden uzak olduğu belirtiliyordu.
O günden bu yana değişen çok fazla bir şey olmadı. Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 2026 raporunda da Türkiye’nin AB kriterlerinin uzağında olduğu ve bu haliyle Avrupa Birliği’ne tam üye olabilmesinin imkansız olduğu vurgulanıyor.
AP’nin raporunda çok net bir şekilde, Türkiye’de yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirdiğinin altı çiziliyor: “Yargıda, hem savcılar hem hâkimler tarafından, özellikle yetkililere hakaret veya yolsuzluk suçlamalarına ilişkin davalarda tarafsızlık ve bağımsızlık eksikliğini ve çifte standartların yaygın kullanımını kınıyoruz.”
Ayrıca Avrupa Parlamentosu’nun geleneksel Türkiye Raporu’nun kabul edilmesinin ardından basın toplantısı düzenleyen AP Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor da dobra dobra konuştu: “Avrupa’ya giden yol insansız hava aracı fabrikalarından başlamaz. Silivri’den, İmamoğlu, Kavala ve diğer birçok tutuklunun bulunduğu hapishaneden başlar. Üyelik........
