Ahlaki kriz karşısında susmanın vebali
Başlangıçta hiçbir şey bilmiyordunuz, inanırım; sonra şüphelendiniz. Şimdi her şeyi biliyorsunuz ama hâlâ susuyorsunuz.” (Sartre)
Sartre’nin ifadesiyle aslında herkes her şeyi biliyor. Yaşadığımız toplumda, her şeyin kötü gittiğini, ahlaki krizin her geçen gün daha da derinleştiğini, erdemli olmanın artık bir değer ifade etmediğinin herkes farkında.
Ama ne hikmetse toplumda öncü rolü oynaması gereken entelektüeller, kanaat önderleri, siyasi aktörler toplumda olup bitenler karşısında suskunluğa gömülmüş durumdalar.
Kimse hukukun göz göre göre yok edilişi, “Hz. Ömer adaleti” sloganları eşliğinde adaletin yerle bir edilişi, tutuklama ve gözaltı süreçlerinde kadınlara reva görülen vicdan yaralayıcı durumlar karşısında erdemli bir tavır ortaya koymuyor ya da koyamıyor.
Böylesine kahredici bir tablo karşısında, acaba diyorum en başa dönüp, beslendiğimiz kültürel kaynakları sorgulamamız mı gerekiyor?
Neredeyse her yazıda altını çizmeye çalıştığım bir gerçeği yeniden ifade etmek gerekiyor galiba… Maalesef biz, hukukun en üstün değer olduğu, hesap verilebilirliğin, şeffaflığın hayati bir öneme sahip olduğu bir kültürel gelenekten gelmiyoruz.
Oysa biz Müslüman bir toplumuz ve bu durum bize önemli sorumluluklar yüklüyor, dahası bu din özünde her an hesap verilebilir olmayı vazetmektedir.
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Hoca’nında belirttiği gibi, “Din hiç kimsenin olmadığı bir yerde bile samimiyeti,........
