‘Devlet aklı’ palavrasına değil saygın devlete ihtiyacımız var
İki binli yılların son çeyreğinde, siyasi literatürde çokça dillendirilen “derin devlet” diye bir palavramız vardı. Özellikle siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar ve sivil oluşumlar işin kolayına kaçarak, bazen iktidarların bazen de devlet kurumlarının becerisizliği yüzünden yaşananları “derin devlet” etiketiyle izah etmeyi pek seviyorlardı.
Zamanla bu tanımlama kılık değiştirdi ve bugün “devlet aklı” palavrasına dönüştü.
Oysa devletin sanıldığı gibi ne ‘derin’ dehlizleri ne de kafamızda kurgusallaştırdığımız bir ‘aklı’ var. Evet bir devlet ve de onu yöneten siyasal iktidarlar var. Ama biz toplum olarak komplovari yaklaşımlara yatkın olduğumuz için, bu tür palavraları çok seviyoruz.
Bu yüzden özellikle iktidarlar ve bazı siyasi aktörler, bazen bu ‘devlet aklı’ işine sığınma ihtiyacı hissediyor. Mesela bazen iktidarlar bazen de muhalefette yer alan siyasetçiler, kendilerinden kaynaklanan hataların üzerini örtmek için, “Aslında bizim bir suçumuz yok, devlet aklının ve bürokratik aklın bazı planları var. Onlar, bu ince planlarıyla devletin geleceğini muhafaza etmeye çalışıyor” benzeri afaki palavralara sığınıyor.
Aslında meselenin özeti şu; bilmediğimiz, yeri geldiğinde kullanılmak üzere görünmez perdelerin arkasına gizlenmiş bir ‘devlet aklı’ filan yok. Zira biliyoruz ki kurumları işleyen, evrensel hukuk normlarına dayalı bir hukuk sistemi olan bir devlet, saygın ve güçlü bir devlettir.
İşte tam da bu yüzden çağımızda sadece hamasi söylemlere yaslanarak güçlü ve dünyada sözüne itibar edilen........
