Millet olmaya Fransız kalmak
Dünya Kupasında, nedense, bizim en fazla dikkatimizi çeken hususlardan biri bazı Avrupa ülkelerinin milli takım oyuncuları arasında göçmen kökenlilerin ağırlığıydı. Fransa da onlardan biri. Önceki gün Fransa-Fas maçı öncesinde kimi “Türk” sosyal medya kullanıcıları bu durumu şaka konusu yapmışlardı. Onların paylaştığı “Fransız milli takımında yalnızca iki Fransız futbolcu var” esprisini gördüğümde yıllar önce Paris’te şahit olduğum olayı hatırladım: Yirmi yıl kadar önce Paris’te “şehir turu” yapıyorduk.
Aracımızı kullanan Fransız şoför trafikte tartıştığı başka bir aracın simsiyah derili sürücüsüne bağırıp çağırmaya başladı ve herhalde adamı biraz daha aşağılamak için “Sen kendi ülkende de böyle mi araba kullanıyorsun?” diye sordu yüksek sesle. Siyah derili adamın cevabı bizimkini bir anda sus pus yaptı; hiç unutmuyorum o anı. Ağız dalaşını sona erdiren cevap şuydu: “Ben Fransız’ım!”
İşte biz “Ben Fransız’ım” diyen adama “Sen Fransız değilsin” diyoruz, çünkü mili kimliği de etnik kimliği de soya bağlıyor bizim aidiyet anlayışımız. O insanların hiç değilse bir bölümünü Fransız kabul etmeyen Fransa’daki ırkçılar gibi düşünüyoruz yani.
Fransız toplumunun çoğunluğunun benimsediği vatandaşlık duygusuna dayalı millet anlayışı 1789 Devriminin mirasıdır. Fransız sisteminde millet denilen varlık etnik kökene değil, ortak yasalara ve vatandaşlık bağına dayanır.
Devletin resmi görüşü olduğu kadar, aydın zümresinde egemen fikir ve toplumda yaygın anlayış da........
