Tuz, şeftali: Sivil itaatsizlik tarihinden birkaç lokmalık hikaye
Sivil itaatsizlik… Kulağa sanki toplum içinde elini cebine sokup sakız çiğnemek gibi hafif bir kabahat gibi geliyor olabilir ama tarih, bu ‘uslu uslu başkaldırma’ biçiminin dünyayı değiştirdiğine zaman zaman tanık oldu. Hem de öyle bağırıp çağırmadan, bazen sadece biraz tuz toplayarak.
Örneğin 1930’da Mahatma Gandhi, “Tuz yasası mı? O da ne?” diyerek İngilizlerin Hintlilere tuz satma tekelini alt üst eden meşhur ‘Tuz Yürüyüşünü’ başlattı. 386 kilometre yürüyüp deniz kenarına vardığında tek istediği, kendi tuzunu kendi yapmaktı. Tutuklandı tabii… Ama arkasından gelenler durmadı. Onlar da tuzlarını aldılar ve sonunda Hindistan bağımsızlığını.
1950’lerde “Barış hemen şimdi!” diyenlerin elleri de boş değildi, en azından askerlik celpleriyle meşguldüler. ABD’de Vietnam Savaşı’yla birlikte çağrı kağıtlarını yakmak, adeta gençliğin ulusal sporu haline geldi. Başkan Johnson bu duruma sinirlendi, kart yakmayı federal suç ilan etti. Ama aktivist David Miller, “Bir kağıttan korkacak değilim” dedi protestosu nedeniyle üç yıl hapse girdi. O içerideyken dışarıdakiler kağıtları yakmaya devam etti. Sonuç? Nixon askerliğe gönüllülük getirdi. Yani artık orduya katılmak isteyenler sıraya giriyor, istemeyenlerse kartlarını yakmadan hayatlarına devam edebiliyor.
Ve gelelim meyvelerin bile politik olduğu Güney Afrika’ya... Apartheid rejimine karşı başlatılan boykot, 35 yıl boyunca muzdan sigaraya, kirazdan şeftaliye ne varsa kapsadı. İngiliz tüketicilerin yüzde 27’si, alışveriş sepetlerinde “Bu meyve ırkçı mı?” filtresi uyguladı. Boykot o kadar etkili oldu ki, sonunda Güney Afrika sandığa gitmeye karar verdi. Şeftali yerine demokrasi seçildi.
Sivil itaatsizlik her zaman başarılı olamadı tabi.. İşin içine provokasyonlar ya da şiddet girince hoş olmayan pek çok şey yaşandı.
Dünyada sivil itaatsizlik nedir ne değildir, ne zaman barışçıldır ne zaman toplum düzenini tehdit eder sorularına cevap arayanlar sadece siyasetçiler ya da aktivistler değil. Dünyanın en ünlü üniversiteleri, düşünce kuruluşları, akademisyenler yıllardır bu konuyla ilgili kafa yoruyor. Türkiye’de İBB’ye yapılan operasyonlar, dünyanın farklı yerlerinde bazıları iklim değişimine, bazıları iktidarlara karşı yapılan çok sayıda sivil itaatsizlik eylemleri var. Durum böyleyken işin ‘bilimine’ bakmak şart oldu. Bakalım sosyal bilimciler ne diyor?
‘TATLI NOKTA’DA DİRENMEK!
Sokakta elinde pankartla duran birini gördüğümüzde aklımıza ilk ne gelir? “Yine birileri kızmış galiba.” Peki ya o pankart aslında sistemin sinir uçlarını lazer pointer’la yoklayan bir strateji planının parçasıysa? İşte tam da bu yüzden sivil itaatsizlik, yalnızca bağırıp çağırmak değil, aynı zamanda satranç tahtasında yapılan zarif bir hamle diyor Harvard Üniversitesi Ekonomi profesörü Edward L. Glaeser ve yine aynı üniversitenin hukuk bölümü profesörlerinden Cass R. Sunst.
Hong Kong’da rengarenk şemsiyelerle başlayan bir yürüyüş, Missouri’nin Ferguson kasabasında eller havaya protestosuna dönüşebiliyor. Ortak noktaları mı? Hepsi, “Bir şeyler ters gidiyor, farkında mısınız?” deme çabası. Ama burada amaç yasaları tam olarak çiğnemek değil, akademisyenler ‘sweet point/ tatlı nokta’ dediği bir noktadan bahsediyor. Buna “tatlı nokta protestosu” deniyor akademik dille. Gündelik dille söylersek: “Benim elimde çiçek var, senin elindeyse cop” diyebilmek.
İki akademisyen yıllardır dünyada farklı amaçlarla yapılana yüzlerce protestoyu inceleyip uzun bir makale hazırlamış. Bu işin matematiği de var diyorlar. Protestonun etkisi = katılımcı sayısı x kişi başına zarar. “Yani ne kadar kalabalıksan, o kadar cesursun.........
© Karar
